Antik Yunan tanrılarının mitolojik öyküleri üzerine çok şey yazıldı ve söylendi. Pagan kültürün ürünü olan bu tanrı anlayışının hayli zengin olan konuları tarih, edebiyat, ve felsefeye de konu olmuş ve  olmaya devam etmektedir. 

Antik Yunan’ın üç büyükleri Sokrates (MÖ. 469 – 399), Platon (MÖ. 427 – 347) ve Aristotales’in (MÖ. 384 – 322) pagan dünyasında nasıl bir tanrı anlayışına sahip oldukları merak edilmeye değer bir konudur.

Belirtelim ki üç büyüklerden çok önce yaşamış olan Ksenophanes’un(MÖ 6. yüzyıl) “tek Tanrı” görüşü doğrultusunda hayli ateşli şiirleri olduğunu görüyoruz.  Ksenophanes, geleneksel antromorfik (insan biçimli) tanrılara savaş açmış biridir ve bir şiirinde şöyle demiştir;

…Tek bir Tanrı, tanrılar ve insanlar arasında en yüksektedir;

Onun ne biçim ne de düşüncesi ölümlülere benzer.

Sokrates’in de Ksenophanes’in bu görüşlerinden etkilenmiş olduğu ileri sürülüyor ki, bu iddianın isabetli olma ihtimali yüksek, çünkü onda da tek Tanrı inancı güçlü şekilde ifade edilmiştir. Platon’un  idealar görüşünü de Tanrı ile ilişkilendirenler var.

Bu yazımızda Aristotales’in Tanrı görüşüne değinmek istiyoruz. İsa’dan önce 384 – 322 yılları arasında yaşamış olan bu verimli filozofun dinlerin  tek Tanrı anlayışı ile tanışmışlığı yoktu. Felsefede gerçekçiliğin babası ve mantığın öncüsü olarak tanındı. İskender’in hocalığını yaptı. Assos’ta (bugünkü Çanakkale ili Behramkale) Akademia kurdu. Atina’ya dönüşünde Akademia’nın başına geçirilmeyince kent dışında kendi okulu Lykeion’u (lise) kurdu ki, bugünkü “lise” adı buradan geliyor.

İskender’in ölümünden sonra İÖ. 322’de bir şiirinden dolayı dinsizlikle suçlanıp yargılandı. Sokrates’in akıbetine uğramaktan korktuğu için bir ada kenti olan Khalkis’e gitti ve orada öldü.

Bugün “Fizik” olarak bildiğimiz eserinde Tanrı’nın ayak izlerini görmek mümkün. Zira filozofumuzun Fizik’te uzun uzun “devinim” (hareket) kavramından bahsederek  Tanrı’ya ulaştığını görüyoruz. Çevresine baktığında hareket görüyordu. Her hareket eden nesnenin “bir şey” tarafından hareket ettirildiğininzorunlu olduğunu düşündü. Hareket ettiren nesne de bir başka nesne tarafından hareket ettirilir. Evrendeki bu hareketlilik zincirleme devam eder ve sonunda “İlk Hareket Ettirici”ye ulaşır. İlk hareket ettirici, ebedi bir hareketle sonsuz zaman boyunca hareket ettirir. O zamanki uzay bilgileri elbette bugünkü gibi gelişmiş değildi ve evrende ilk hareket ettiren gücün Tanrısal bir güç olduğu sonucuna ulaşmıştı.

Filozofun konuya ilişkin diğer eseri ise bugün Metafizik olarak bilinmektedir. Metafizik’in 12’nci kitaptaki “Tanrısal Aklın Mahiyeti” başlığını taşıyan9’uncu bölümünde Tanrısal aklın “düşünmeden ibaret”olduğunu belirtiyor. Aristotales’e göre “tanrısal düşüncenin düşündüğü şeyin onun kendisi olması gerekir. Çünkü o var olan en mükemmel şeydir ve onun düşüncesi, düşüncenin düşüncesidir.”

Felsefesinde hareket kavramına özel bir önem vermiştir ve Tanrı mükemmel olduğu için O’nun harekete ihtiyacı yoktur. Tanrı, hareket etmeyen hareket ettiricidir. Hareket, mükemmelliğe erişmek için gereklidir. Oysa Tanrı zaten mükemmeldir, bu nedenle harekete ihtiyacı yoktur. Filozofun “İlk Hareket Ettirici” güç olarak devreye giren Tanrı’ya ulaşması o çağın koşullarında elbette yeni ve ilginç görüşlerdir.  Pagan tanrı anlayışından oldukça farklı olan bu görüşlerin Atinalıları kızdırmış olduğu anlaşılıyor. Burada bir yanlış anlaşılmayı önlemek için özellikle belirtelim ki filozofun görüşleri dinlerin Tek Tanrı anlayışına da uygun değildir. Bu görüşler, deist ya da panteist olarak da kabul edilemez. Ama şu bir gerçek ki, Aristotales, evrende İlk Hareket Ettiren Güç olarak Tanrı’yı kabul etmiştir. Ona göre ilk hareket ettiren gücün ismi “saf gerçeklik” veya “Tanrı”dır. İlk hareket ettirici olması nedeniyle Tanrı her şeyin nedenidir, her şeyin nedeni olduğu için her şey Tanrı’ya bağlıdır; yeryüzü, gökyüzü, doğa O’na bağlıdır.

Dinlerin Tanrı anlayışından en önemli farkı; Aristotales’in Tanrı’sının yaratıcı olmamasıdır. Teologlar bunu aşmak için Aristotales’teki “hareket” yerine “yaratma” kavramını kullanmışlardır. Bizim anladığımız anlamda bir Tanrı olmasa bile, pagan tanrı anlayışından da hayli uzak olduğu anlaşılıyor. Filozofun o çağda soyut bir Tanrı kavramına ulaştığı belli oluyor.

Zaten bu Tanrı anlayışı sonraları Hıristiyan ve Müslüman düşünürleri de fazlasıyla etkilemiştir. Hıristiyanlardan Agistinus (MS. 354 – 430) ve Thomas Aquinas (1225 – 1274)  ile Müslümanlardan Kindî (ölüm 873), Farabi (872 – 950), İbn Sina (980 – 1037) ve İbn Rüşd’de (1126 – 1198) bu etkiler hemen fark edilmektedir. Nitekim Farabi, Aristotales felsefesi üzerine çok şey yazmıştır ve önemli bir Aristo yorumcusudur. Esasen İslam düşüncesinde meşşailik olarak bilinen ekolün kısa tanımı “Aristo doktrinini benimseyenler”dir. Yani islam düşüncesinde “meşşailik” olarak adlandırılan Aristocu bir ekol vardır.

Sonuç olarak Aristotales’in Tanrı anlayışının dinlerin Tanrı anlayışına tam olarak uymamakla birlikte, çok da uzağında olmadığını söyleyebiliriz.