Tayyip Bey’in Ortadoğu politikası ideolojik’ti. Siyasal İslamcı dış politika, ihvan yandaşlığı olarak başladı ve zaman içinde hayatın ve dünyanın gerçekleri ile karşılaşınca, geri adım atmak zorunda kalındı. Bunu Suriye’de ve Mısır’da çok net olarak gördük. İdeolojik dış politika Türkiye’yi yalnızlaştırdığı gibi çıkmaz sokaklara soktu.

Son zamanlarda ekonomi politikasında da ideolojik tavır giderek netleşmeye başladı. Ekonominin piyasadan doğan kuralları bir tarafa bırakılarak, faiz konusunda “nas” ile karar vermeye başlandı. İslamda yasaklanan faizin (ribanın) hangi faiz olduğu konusu ilahiyatçılar arasında dahi tartışmalı iken, laik bir ülkede Cumhurbaşkanının faiz konusunda ekonomi biliminin kurallarını bir kenara atması anlaşılabilir bir durum değil. Faiz konusunda çok şey söylenebilir, ancak konumuz bu değil. Anlatmak istediğim husus, ideolojik tutumun, ekonomiyi bir felakete doğru sürüklüyor olması. Tayyip Bey ideolojik tavırla, ekonomi literatürünün bilinen piyasa kurallarına göre hareket edilmesini savunan iktisatçıları “mandacı iktisatçılar” olarak değerlendiriyor. Bu ideolojik tavır, bilimle inatlaşmak anlamına gelir ki, sonu ülke için hiç de iyi olmaz. Zaten iyi olmadığını da hep birlikte görüyoruz.

Bilime ideolojiyi sokarak uygulamaya çalışmanın tarihteki en ilginç ve somut örneklerinden biri, Stalin döneminde, Sovyetler’de vuku bulan Lisenko olayıdır.  Tarım ürünleri (buğday, pamuk) üzerinde çalışan Lisenko, genetik uzmanı Mendel’in görüşlerine karşı çıkıyor ve onun gibileri “burjuva bilim adamları” olarak değerlendiriyordu. Bilime ideolojiyi sokarak “proleterya bilimi” ile Rusya tarımını ileri safhaları götürmeyi hedefliyordu. Sonuçta, Sovyet tarımını bir çıkmaza soktu ve zaten zor durumda olan tarım, daha da zora girdi. “Mandacı iktisatçılar” kavramı ile “burjuva bilimciler” kavramının ortak yönü, bilime ideolojinin karışmasıdır ve aslında işin özü bilimden uzaklaşarak, ideolojik tavırla karar vermektir. Lisenko’nun yanlışını sol da kabul etmiştir ama halen onu savunan Stalinci yoldaşlar da mevcuttur.

Bize daha tanıdık gelen bir başka ideoloijik tavrı da kendi tarihimizden verebiliriz. Osmanlı’nın en güçlü olduğu Kanuni döneminde Padişahı ikna eden bağnaz Şeyhülislam olan Çivizade, kredi veren, hayır işleri yapan para vakıflarının faizle para vermesini yasaklamayı başarmıştı. Ancak bu yasak yüzünden, Balkanlarda esnaf zor durumda kalmış, camilerin bakım ve onarımı dahi yapılamaz duruma gelmişti. Bu olumsuzluğu İstanbul’a bildiren bazı din adamları, durumun düzeltilmesini istediler. Bu defa Şeyhülislamlığa Ebussud Efendi getirildi. Ebussuud Efendi, yüzde 12’ye kadar faize cevaz veren fetva vererek, piyasanın sesine kulak vermiş oldu. Çivizade’nin yasağı ile bozulan piyasa, Ebussud’un izni ile yeniden canlandı.

Verdiğim iki örnek, bilime ideoloji karıştırmanın, bilimden uzaklaşmak anlamına geldiğini gösteriyor. Bunlardan ders çıkarmak gerekirken, bilimle inatlaşan bir ülke durumuna geldik.