Oturduğumuz sitenin önemli bir sorunu var. Otoparkımız ihtiyaca cevap veremiyor. Her genel kurul toplantısında, gündemin ana konusu hep otopark oldu. Her ailede  üç beş tane araç var. En garibanı biziz, bizde de iki tane var! Akşam eve geç gelen, aracını ya site dışında bırakıyor, ya da içerdeki araçların arkasına park ediyor. Güzel bir bahçemiz ve havuzumuz var. Yeşil alana ve havuza zarar vermeden yer altına otopark yapalım dedik. Yapamadık. Ruhsat, maliyet derken bir kısım komşular da istemedi. Vazgeçtik.

Sonunda yeşil alanın bir kısmını otoparka ilave etmeye karar verdik. Bir sabah balkondan baktığımda içim “cız” etti. İş makinaları ve işçiler ağaçları, çiçekleri söküyordu. Çok az bir kısmı da olsa yine de insanın içi yanıyor. İnip de içinde hiç yürümediğim bahçenin bu haline neden üzülmüş olabilirim? Yedi senedir oturduğum halde yüzme havuzuna yedi defa girmişliğim yok, ama yine de üzüldüm.

Peki neden bu kadar üzüldüm? Bu bahçenin beni cezbeden müthiş bir özelliği var. Sabahın alacakaranlığında bülbül sesi ile uyandınız mı hiç? Evet! Bu küçük yeşil alanda her sabah birkaç tane Arap Bülbülü denilen türden kuş şakır şakır ötmektedir. Uykunuzun arasında rüya mı gerçek mi olduğunu önce çok da fark etmediğiniz bülbül sesi! Kent içindeki bir sitede bülbül sesi ile uyanmak bu çağda bulunmaz nimet!

Ancak, biz metalden yapılmış araçlarımıza betondan yapılmış sığınak yaparken, o güzelim sesleri çıkaran kuşların sığınaklarını yok ettik!Her sabah daldan dala atlayacakları ağaçların sayısını azalttık. Kimseyi suçlamıyorum, çünkü hepimizin ortak kararı idi bu.

İnsan için çok değişik tanımlar yapıldı. Kimisi düşünen dedi, kimisi konuşan dedi. Ben de diyorum ki, insan doğayı tahrip eden canlının adıdır.

Biliyorsunuz, dünya yüzeyinin dörtte üçü sudur. O uçsuz bucaksız okyanuslar var ya, onlar dahi insanın tahribatından kurtulamıyor. Bilimsel araştırmalara göre okyanusların sadece yüzde 13’lük kısmı insan müdahalesine uğramamış. Bir başka bilimsel araştırmaya göre de balinalar kendi aralarında iletişim kurarken şarkı söylüyorlarmış! Ve eskinden bu şarkılar çok mutlu bir içeriğe sahipken, kirlilikten dolayı şarkılardaki mutluluk gitmiş, yerini mutsuz şarkılar almış. Kanaatimce bu mutsuz şarkılar bizim “acılı arabesk” türünden olmalı!

Ormanları yakıp yıkarak oteller, saraylar yapıyoruz.Nehirler, göller kurudu. “Gümüş dere durmaz akar” sözleri artık gerçeği yansıtmıyor! Çocukluğumuzda yüzme öğrendiğimiz dereler şimdi ya kurumuş, ya da sevimsiz beton kanallara dönüşmüş. Çocuklarımıza torunlarımıza bırakacağımız dünya maalesef kupkuru bir dünya olacak!

ABD’li yazar Harper Lee’nin “Bülbülü Öldürmek” isimli çok güzel bir romanı var. Amerika’nın güneyinde 60’lı yıllarda siyahilerle ilgili ırkçılığı yargılayan bir çalışma. Roman kahramanı baba, çocuklarına “unutmayın bülbülü öldürmek günahtır” diyor. Ve bunu duyan kadın da “babanız haklı” diyor ve devam ediyor; “Bülbüller bizi eğlendirmek için şarkı söylemek dışında bir şey yapmaz. İnsanların bahçelerindeki bitkileri yemezler, mısır ambarlarına yuvalanmazlar, tek yaptıkları iş bize içlerini dökmektir. İşte bu yüzden bülbülleri öldürmek günahtır.” (Harper Lee, Bülbülü Öldürmek, sh. 117).

Bu sabah yine bülbül sesi ile uyanınca içimdeki korku biraz yok oldu. Çünkü bizim ötüşkenlerin küsüp artık gelmeyeceklerini düşünmüştüm. Şimdilik varlar! İyi ki varlar! Onlara biraz çimen, üç beş ağaç yetiyor. Onlara kıymayalım! Bülbülü öldürmek günahtır!