Eski ülkücü, şimdi AKP’li olan şarkıcı Uğur Işılak kendisinin cennete gideceğini söylemiş. Bu konuyu hatırlatan tv sunucusuna da; “Cennete girme sebebim olacaklar var. Mesela bizi sevenler var. Mesela yüzüne baktığım anda cenneti gördüğüm insanlar var, onlardan söz de aldım bu dünyadayken, Yarabbi bu kul Sırat’tan geçmeyecekse ben de geçmeyeceğim diye naz edecek orada. Allah da senin hatırına o da geçsin diyecek” demiş.

Öteki dünyaya, cennete, cehenneme inananların elbette cennete gitmek isteyecekleri söylenebilir. Ama kimin cennete, kimin cehenneme gideceğini bilmek mümkün değil. Bizler ölen insanların arkasından, şayet bir kötülüğünü duymadıysak, bilmiyorsak genellikle “mekanı cennet olsun” deriz. Bu iyi bir dilektir, ancak bizim dileğimiz o yönde diye kişinin cennete gideceğinin garantisi yok.

Ortaçağ papazları “endülüjans” adlı belge ile cennetten parsel satıyorlardı. Bizde de bazı soytarı hocalar “yanmaz kefen” satışı gibi tuhaf uygulamalarla dini din olmaktan çıkarıp,  bir soytarılık gösterisine çevirdiler. 

Demem o ki, ölmemiş bir insan için “bu kişi cennete gidecek” demek zor. İyi insanlar için  “cennetlik” ibaresi kullanılsa da, bu da sadece o insanın iyiliğine yapılmış bir vurgudur.

Yeri gelmişken Necip Fazıl’ın Nurettin Topçu’ya söylediğinden bahsetmek istiyorum. Nurettin Topçu ağır hastaymış ve Necip Fazıl’la da araları iyi değilmiş. Topçu’nun ölümünün beklendiği son günlerinde ortak bir arkadaşları Necip Fazıl’ı hastane ziyareti için ikna etmiş. Kapıyı açıp içeri giren Necip Fazıl, cennetin kapısını kast ederek “Nurettin sen yiğit çocuksun, korkma! Vur tekmeyi gir içeri!” demiş. Topçu’nun cevabı “Deli oğlan! Onu ancak sen yaparsın” olmuş. (Emin Işık, Nurettin Topçu Çağdaş Bir Dervişin Dünyası, 2019, sh. 217). Burada muhafazakâr iki yazarın birbirlerine iltifatı var ve muhataplarının cennetlik olduğundan emin görünüyorlar. Necip Fazıl’la ilgili kafamda bazı soru işaretleri ve tereddütler olmakla birlikte, Nurettin Topçu için bakışımın olumlu olduğunu söyleyebilirim. Necip Fazıl kimseyi beğenmeyen kibirli bir adam; N. Topçu ise oldukça mütevazi ve Mehmet Akif ahlakına sahip, değeri bilinmemiş bir düşünür. Sorbon Üniversitesi’nde felsefe doktorası yapan ve bunu başarıyla tamamlayan ilk Türktür. Doktora tezi “İsyan Ahlâkı” ismiyle yayınlandı, muhteşem bir felsefi eser. Ama bana bu adam cennetlik mi diye sorarsanız, inşallah cennettedir ama onu Allah bilir derim.

Bir de hayatta iken cennetle müjdelenen on kişi konusu var. Güya peygamber bir hadisinde on kişiyi sayarak, bunların cenneti garantilediğini söylemiş. Açık söylemem gerekirse ben bu hadisin uydurma olduğunu düşünüyorum. Soran, sorgulayan birisi olarak bunu aklım ve mantığıma kabul ettiremedim. Benim gibi düşünenler var ki, bazı kitaplarda bunun uydurma hadis olduğuna değineneler olduğunu görüyoruz. Diyanet teşkilatında 25 yıl müftülük yapmış olan Kâmil Hayati Aydın’ın “İslam’ın Şartı Beş mi?”isimli kitabında (İrfan Yayınevi, 2017, sh. 34-36) insanların hayatta iken cennetlik veya cehennemlik oldukları bilinseydi dünyanın düzeni bozulurdu diyor ve Akhaf Suresi 9. ayetteki “Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum” cümlesini hatırlatarak, peygamber bile kendisi için ne yapılacağını bilmezken, bu on kişi için cennet garantisi vermiş olması tuhaftır diyor. Müftü Efendi devamında cennetle müjdelenen on kişinin hepsinin erkek olduğunu, aralarında neden kadın olmadığını soruyor. On kişinin tamamının muhacir olduğunu ve muhacirlere kucak açan Medinelilerden neden yok diyor. Yine bu on kişinin tamamının Kureyş Kabilesinden olduğunu söylüyor ve neden diğer kabilelerden yok diye soruyor. Peygamberin vefatından 250 yıl sonra yazılan hadislerin güvenilirliğine kuşku ile baktığı belli yazarın. Peygamber de olsa, bir kimsenin son nefesine kadar imanını muhafaza edebileceğinin garantisi yok diyor Müftü Efendi.

Yazdıkları bana da oldukça mantıklı geldi. Bence de hiç kimsenin nereye gideceği konusunda garantisi olamaz. Sizin cehennemlik diye bildiğiniz kişi cennete, cennetlik diye bildiğiniz kişi de cehenneme gidebilir. Ateist olduğunu söyleyen (ki bence onun da kalbinde Tanrı’nın ayak izleri vardı) varoluşçu filozof  J. P. Sartre “özgürlüğe mahkumuz” derken, bunun sorumsuzluk anlamına gelmediğini, sorumluluk yükleyen bir özgürlük olduğunu, insanın seçen, seçerek var olan, kendini inşa eden varlık olduğunu vurguluyordu ve “insan yaptığıdır” diyordu.  Bizim görevimiz kendimizi inşa ederken iyiden, güzelden ve doğrudan yana olmaktır!Gerisini Allah’a bırakalım. O ne yapacağını bilir.

Not: Tesadüfe bakın ki, bu yazıda ismi geçen emekli müftü Kamil Hayati Aydın’ın bugün vefat ettiğini sosyal medyadan öğrendim. Allah rahmet etsin.