Antalya’daki bir tarikat yurdunda, aşçılık yapan manyağın biri 19 yaşındaki üniversite öğrencisinin kafasını keserek öldürmüş ve “Deccal’ı öldürdüm” demiş! Bu haberle ilgili yargı tarafından gizlilik kararı verilmiş olmasından mıdır bilemiyorum, konu üzerinde fazla durulmadı. Oysa “Deccal” ve bunun karşıtı diyebileceğimiz “Mehdi” kavramları üzerinde ciddiyetle durulması gerektiği kanısındayım. Bu kavramların, toplumun dinle uyuşturulmasına yardımcı olduğunu düşünüyorum.

Ahir zamanda, yani tarihin sonuna yaklaştığımızda Deccal diye birisi gelecek ve insanlığı doğru yoldan saptıracak, her türlü kötülüğü yapacak! İslâm inancının ana kaynağı Kur’an’da Deccal’ı açıkça zikreden ayet olmamasına karşın, hadislerde bu kötülük aktörüne hayli değinilmektedir. Bazı yorumcular, Kur’an’daki bazı ayetlerin doğrudan olmasa da dolaylı yoldan Deccal’a değindiğini belirtirler. Bazı yorumcular da Kur’an’da olmadığını, ilgili hadislerin de uydurma olduğunu belirterek Deccal konusunun insan üretimi hayali bir yaratık olduğundan bahsederler.

Deccal’i bir kişilik olarak değil de insanları kötülüğe sevk eden düşünceler, yoldan çıkaran ahlaksızlıklar, şeytan vs. gibi algılayanlar da var. Batının çılgın filozofu Nietzsche’nin Deccal isimli eserinde saldırdığı kötülüğün adı Hıristiyanlıktır. Hedef tahtasına oturttuğu Hıristiyanlığa oklarını fırlatır, dört nala hücum eder, yerden yere vurur! Çılgın filozof, Hıristiyanlığa ve papazlara demediğini bırakmaz.

İlginçtir, Türkiye’de dindar kesimde hatırı sayılır derecede taraftarı olan Saidi Nursi de iki Deccal’den bahseder ve büyük Deccal’in Bolşeviklik (komünizm) olduğunu ima eder. Belli ki, Saidi Nursi, komünizmi ahlâksızlık ve kötülük olarak kabul ediyor. Oysa biliyoruz ki, komünizmin ahlaksızlık olarak algılanmasını sağlayan şey, iki kutuplu soğuk savaş döneminde Amerika’nın Türkiye’ye pompaladığı algıdır. Komünizmin siyasal ya da ekonomik bir sistem olduğu hakikatini örten bu algı, din yorumcularının kitaplarına kadar sızmayı başarmış görünüyor. Bu tür Deccal ya da Mehdi söylemi, sadece İslam’da değil, Hıristiyanlık, Yahudilik ve başka inanç sistemlerinde de şöyle ya da böyle mevcuttur.

Hıristiyanlıkta Mesih olarak bilinen Mehdi’nin, gelenekçi Müslümanlar arasında da çok yaygın bir inanç olarak yer aldığını görüyoruz. Sadece Sünnilikte değil, Şiilikte de Mehdi inancı güçlüdür. Şiiler, kaybolan on ikinci İmamın “Beklenen Mehdi” olduğuna inanırlar. Mehdi denilen kurtarıcının da Kur’na’da yer almamakla birlikte çok sayıda hadiste yer aldığı biliniyor. Bir çok din bilgini Mehdi hadislerinin uydurma olduğunu söylüyor. Bilim dünyasının takdirini kazanmış olan İbn Haldun da Mukaddime’de Mehdi’ye dair hadislerin sağlıklı olmadığını vurguluyor. Mehdi inancının, Müslümanları kolaycılığa ve tembelliğe sürüklediğini söyleyenler de olmuştur. İslam dünyasının içinde bulunduğu geri ve aciz durumdan Mehdi sayesinde kurtulacağını düşünmek gerçekten de çok kolay ve garantili bir zafer gibi görünüyor! Müslümanların “nasıl olsa bir Mehdi gelip bizi kurtaracak” şeklinde düşünmesi biraz da züğürt tesellisine benziyor. Buna tembelliğe mazeret uydurmak dahi denebilir. İslam dünyasında eleştiri eksikliğinden acı acı bahseden düşünce ve devlet adamı Aliya İzzetbegoviç, “Mehdi bizim tembelliğimizdir” derken, hakikati ifade ediyor.

Deccal ve Mehdi kavramlarının Kur’an’ı Kerîm’de geçmemesi, hadis ve rivayetlerin ise çelişkilerle dolu olması karşısında, kişinin kötülüklerden sakınması ve iyilik yolunda yürümesinin yeterli olduğunu söyleyebiliriz.