Dünya gül, sümbül ve lale gibi güzelliklerden ibaret değil. Hayatta olduğu gibi dünya da insana batan dikenler var. Gülü sevdiğimiz için dikenine katlanırız; bu nedenle de hayatımızda devedikeni, çakırdikeni ve dahi bilumum dikenler olmuştur ve olacaktır. Dikenler hayatımızın acı yönüdür. Gün gelir elimize ayağımıza batar kanatır, gün gelir yüreğimize batar acıtır.

Hep yemyeşil ovalardan, gölge veren ormanlardan, öten kuşlardan, cömertçe meyve sunan ağaçlardan bahsedecek değiliz ya! Aynı doğanın bir başka yönü, bir başka parçası olan dikenlerden de bahsetmemiz lazım gelmez mi?

Çakırdikeni, devedikeni, kangal dikeni, karaçaltı, azgan, böğürtlen, kenger gibi  ilk aklıma gelen dikenleri sayabilirim. Bunların bir kısmı otsu, bir kısmı ağaçsı bitkilerdir.

Diken, acıtıcı ve bu nedenle de itici gelir insana. Tarlayı işgal eden gereksiz ve yararsız bir bitki gibi anlatılır çoğunlukla. Yaşar Kemal’in bitmek tükenmek bilmeyen İnce Memed’deki Çukurova ve Toroslar’a dair doğa betimlemelerinden çakırikeni de nasibini fazlasıyla alır. İnce Memed’den uzun bir alıntı yapmaya ne dersiniz? Bakın çakırdikeni nasıl anlatılmış;

“Çakırdikeni en pis, en kıraç toprakta biter. Bir toprak ki bembeyaz peynir gibidir. Ot bitmez, ağaç bitmez, eşek inciri bile bitmez, işte orada çakırdiken keyifle serile serpile biter, büyür, gelişir.

En iyi toprakta bir tek çakırdikenine rastgelinmez. Bunun sebebi, bir kere iyi toprak boş kalmaz, her zaman sürülür ekilir. Bir de, öyle geliyor ki, çakırdikeni iyi toprağı sevmez.

Ne iyi, ne kötü boş bırakılmış orta halli toprakta da biter çakırdikeni, Çakırdikenini söker, yerini ekerler. Toros eteklerinin doruklara yakın düzlükleri bu minval üzeredir.

En uzun çakırdikeninin yüksekliği bir metre kadar olur. Bir sürü de dalları vardır. Dallar dikensi çiçeklerle donanır. Bu çiçekler beş perli, yıldız gibi, uçları sert, sivri iğnelerin ortasındadır. Her çakırdikeninde bunlardan yüzlerce bulunur.

Çakırdikeni bittiği yerde bir iki, üç dört tane bitmez. Öyle üst üste, öyle sık biter ki arasından yılan geçemez. İğne atsan çakırdikeninden yere düşmez.

Baharda zayıf, açık yeşildir. Hafif bir yel esse, toprağa değecekmiş gibi yatar. Yaz ortalarında, dikende, önce mavi damarlar peyda olur. Sonra yavaş yavaş dikenin dalları, gövdesi mavileşir. Açıkça bir mavidir bu… Bir tarla, uçsuz bucaksız bir ova tüm maviye keser. Gün batarken eğer bir yel eserse mavi dalgalanır, hışırdar, aynen deniz gibi. Gün batarken sular nasıl kızarır, çakırdikeni tarlası da öyle kızarır.

Güze doğru dikenler kurur. Mavilik beyaza döner. Çatırtılar gelir çakırdikeninden.

Düğme büyüklüğünde sütbeyaz sümüklüböcekler vardır hani. Bunlardan yüzlercesi, binlercesi dikenlerin gövdelerine sıvanır. Diken gövdeleri boncuk boncuk sütbeyaz olur.”

Diken dendiğinden benim aklıma hemen Romen yazar Panait Istrati’ın, Baragan’ın Dikenleri gelir. Dikenden başka bir şey yetişmeyen uçsuz bucaksız düzlükte, rüzgarın etkisiyle havalanan dikenlerden ve onların peşinden koşan çocuklardan bahseder. Ancak yazarın burada diken metaforu ile gariban köylüyü sömüren zalimleri kastettiğini de belirtelim. Romanya’nın Baragan kasabasında dikenden başka bir şey bitmeyen verimsiz topraklarda yetişen ve kuruyunca rüzgârın uçurduğu dikenler. Peşinde koşuşan çocuklar… Ve garibanları sömüren zalim toplumsal dikenler.

Rüzgârda uçuşan kuru dikenler bana çocukluğumdaki kenger dikenlerini hatırlatır. Baharda tazeyken lezzetli bir yiyecek olan kengerler, yaz sonunda kupkuru olur. Şiddetli rüzgârda havalanıp sürüklenmesi görmeye değer bir manzaradır. 

Bir âlem bu toprakların üstü diyen Behçet Necatigil’in doğa tasvirinde de devedikeni ihmal edilmez;

Pan'ın teneffüsü bile 
Ilık, okşamakta yüzü. 
Devedikenleri, çalılık vesâire 
Bir âlem bu toprakların üstü. 

Dünyadaki olumsuzlukları benzettiğimiz doğanın bu talihsiz bitkisinin bize sitemleri olduğunu da hatırlatmak isterim. Bahçelerimizi, balkonlarımızı, pencerelerimizi, saksılarımızı, vazolarımızı gül, sümbül, karanfil, lale ve menekşe ile doldururken, kendisinin yüzüne bile bakmadığımızın farkındadır diken. Bakın siteminde ne diyor;

Ben yol kenarında çakır dikeni

Tutmayın eliniz kanar

Karanfil değilim, zambak değilim

Biliyorum bana hazırlanmadı

Salonlardaki saksılar.

Bu siteminde haklı gibi görünse de, biz insanların da haklı sebepleri görmezden gelinemez. Hayat yolu hep güllük gülistanlık değil. Dikensiz gül bahçesi olmaz. Gün gelir çiçekler arasında yürürüz. Gül olur kurumuş kenger dikeni gibi rüzgârda savruluruz. Ve gün gelir elimize batan diken yüreğimizi de acıtır.