Romanlarında vicdan ve hukuk sorgusunu sıklıkla ve yoğun şekilde yapan Dostoyevski (1821 – 1881) ölümünden kısa süre önce bitirdiği son eseri KaramazovKardeşler’de inanç ve Tanrı üzerinde durur. Tuğla kalınlığındaki bin sayfayı aşan eser, okumak isteyenlerin gözünü korkutsa da, destansı ve insanı içine çeken yapısı ile rahatça okunuyor. Önceki eserlerinde de Tanrı ve inanç konusuna yer vermekle birlikte, Karamazov Kardeşler tam anlamıyla psikoloji, felsefe, din, inanç, ahlâk, vicdan ve Tanrı ile doludur.

Henüz gençken 1849’da sosyalizm kokan bazı yazılarından dolayı tutuklanır ve idam edileceği söylenir. İdam konusu tamamen bir mizansendir. Aslında idam edilmeyecektir ama kendisi ve diğer mahkumlar idam edileceklerini zannetmektedirler. Kurşuna dizecek askerlerin karşısına dizilirler ve mahkumlara“idam edileceği işkencesi” yaşatılır. Tam kurşuna dizilecekleri anda Çarınmahkumları affettiği “müjdesi” gelir ve Sibirya’ya sürgüne gönderilir.  Zaten sağlık sorunları olan yazarda bu psikolojik travma ömür boyu sürecek etki bırakır ve sara krizlerine neden olur. Bu olayın onu dine yakınlaştırdığını söyleseler de kırk yaşına kadar dinle yakından ilgilenmediği biliniyor. Ancak yine de hapishane yıllarında dindar bir kadına yazdığı mektupta insanın böyle ortamda “kavrulmuş bir ot gibi” inanca susadığını belirtiyor.

Elli yaşına geldiğinde daha dindardır. Ancak Dostoyevski’nin dindarlığının sezgisel değil, düşünülerek ulaşılmış bir inanç olduğu söylenir. Yazarların kendi düşüncelerini kurguladıkları roman kahramanları üzerinden sundukları biliniyor. Yazar da inancını Karamazov Kardeşler vasıtasıyla açıklamaya çalışır. Ancak yine de sorun vardır, çünkü bu romanda yazarın inancını hangi roman kahramanının temsil ettiği üstüne söylenecek çok şey var.

Dağınık ve oldukça problemli bir aile var; Karamazov ailesi. Baba PyodorPavloviçfazla içen, sarhoş, kadın düşkünü, kötülüğe meyilli, ahlâksız bir adam olarak sunulur. İlk karısından 28 yaşında DmitriKaramazov(Mitya); ikinci karısından 24 yaşında İvan Karamazov ve 20 yaşında AlekseyKaramazov (Alyoşa) isimli üç oğlu var. Bir de sokakta gezenakıldan yoksun bir kadından doğma Smerdyakov isimli kişinin de Baba Karamazov’un çocuğu olduğu ima ediliyor, zira bu zavallı kadın doğum yapacak yer olarak onun evinin bahçesini tercih ediyor. Bu çocuğu da Baba Karamaozv’un uşağı bakıp büyütüyor.

Baba Karamazov’un çocukların bakımı ile hiçbir ilgisi olmamıştır. Çocuklar şurada burada başkalarının yanında büyümüşlerdir. Mitya yaşantı olarak babasına benzemektedir, günahkâr tutkuları vardır, eğitimi de olan ortalama bir Rusu temsil etmektedir,  İvan, eğitimli, aydın ve inançsızdır. Alyoşa ise manastırda Zosima isimli bir papazın yanında kalmaktadır, oldukça inançlı ve dürüst bir yapıya sahiptir. Belirtelim ki, Dostoyevski’nin üç yaşındayken ölen oğlunun ismi de Alyoşa’dır ve bu nedenle romandaki Alyoşa’nın görüşlerinin yazarın görüşlerini yansıttığını söyleyenler var. Ancak bunun kısmen doğru olduğunu söylememiz lazım, çünkü yazarın görüşlerinin diğer çocuklar Mitya ve İvan’la yer yer uyuştuğunu söyleyebiliriz. Hatta Peder Zosima’nın da Dostoyevski’yi temsil ettiği iddiası da dikkate değer.

İvan Tanrı’ya inanmadığını söylerken, dünyadaki büyük ızdırap veren kötülükleri sorgular. Tanrı’ya ve ölümsüzlüğe inanmayanlar için her şey mubahtır ve İvan Tanrı’ya da ölümsüzlüğe de inanmamaktadır. Acı ve adaletsizlikle dolu bir dünya yarattığı için Tanrı’ya çok sert şekilde çatmaktadır. Felsefenin kadim konusu ve ateistlerin en önemli argümanı olan teodise (kötülük problemi) bu romanda İvan’ın görüşleri olarak karşımıza çıkıyor. Kötülüklerin cezasının bu dünyadayken verilmesi gerektiğini, bunun olmayan öbür dünyaya bırakılmamasını istemektedir. Hem bu karşılık ileride, sonsuzlukta değil, hemen burada, yeryüzünde olmalı; bunu gözlerimle görmeliyim diyor. Şayet bu dünyadaki kötülüklerin cezası “ebedi ahenk” denilen öteki dünyaya bırakılacak ise, kötülük gören çocukların bu işte nasıl bir yeri olabilir? İnsanlar arasındaki günah ve ceza dayanışmasını anlarım da çocuklara uygulanamaz bu diyor. Babalarının günahlarında çocuklarının da payı varsa, bunu aklına sığdıramayacağını söylüyor. İvan bütün bu ciddi ve mantıklı iddialarına rağmen, “Tanrı’yı reddetmiyorum, sadece giriş biletini üstün saygılarımla geri veriyorum” diyor. İvan’ın bu düşüncelerine karşın Alyoşa’nın Tanrı’ya inancı tamdır, ancak İvan’ın oldukça akılcı mantıklı soruları da Alyoşa’nın inancını sarsıcı niteliktedir..Mitya ise günah işleyerek, acı çekerek kurtuluşa erme peşindedir.

Baba Karamazov ile Mitya arasında aynı kadını (kadın bir fahişedir) sevmekten doğan bir rekabet var ve baba bir cinayete kurban gittiğinde bütün deliller katil olarak Mitya’yı göstermektedir. Ancak babayı öldüren ise uşak (ve babanın gayrı meşru oğlu olduğu söylenen)  Smerdyakov’dur. Bu uşak İvan’ın etkisi altındadır ve inançsızlığını da İvan’dan almıştır. Yargılama süreci, savcının görüşleri, avukatın savunması uzun uzun romanda yer alır. Yargılamanın başlayacağından bir gün önce uşak suçunu itiraf etmeden intihar eder. Uşağın suçlu olduğunu bilen tek kişi İvan’dır ve kimseyi inandıramaz. Jüri Mitya’yı suçlu bulur ve mahkeme Sibirya’ya sürgüne gönderme kararı verir. İvan, katil uşak olmasına rağmen kendisini suçlar, öldüren onun elleridir ama onun arkasındaki kişi benim diyerek aklını kaybeder. Mitya, kendini günahtan kurtaracak acıyı, yani Sibirya sürgünün sevinçle karşılar.

Dostoyevski hakkında yazanlar bu romanda onu Alyoşa’nın veya rahip Zosima’nın temsil ettiğini söylese de, Rus insanının özelliklerini taşıyan Mitya’nın ve hatta inançsız İvan’ın dahi yazarın görüşlerini yansıttığını söyleyenler de var ve haksız da değiller. Evet, Alyoşa ve Zosima’daki inancın yazarda da mevcut olduğu görülüyor ancak gündelik yaşantısındaki bir çok şeyi Mitya temsil ederken, kafasındaki soru işaretlerini de İvan’ın temsil ettiği kanaatindeyim.

Bir Rus eleştirmen Dostoyevski’nin hayatının sonuna kadar şüpheci kaldığını ve bu sebeple de onun Mitya ve Alyoşa’dan çok İvan’a yakın olduğunu söylüyor.  Esasen romanda İvan’ın Tanrı’ya saldırısı o kadar güçlü anlatılmış ki, Zosima ve Alyoşa’nın Tanrı savunusu zayıf kalmış görünüyor. İvan’ın anlatısında 16. Yüzyılda İsa yeryüzüne Engizisyonun en acımasız olduğu Güney İspanya’da yeniden gelir, ancak kim olduğu bilinmesine rağmen engizisyoncu papaz tarafından tutuklanır ve zindana konur. Engizisyoncu papaz İsa’ya “seni yarın zındıklıkla suçlayıp yakacağım, bugün ayağını öpen halk yarın bir işaretimle atılacağın ateşe odun taşımaya koşacak” diyor ve “yeryüzüne bir daha gelme, işlerimizi karıştırma” diye ikaz ediyor. İnançsız İvan’ın anlattığı bu öykü oldukça etkileyicidir. İvan’ın etkileyici anlatımının Dosto’nun (yazarın) kafasındaki soru işaretlerinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. İvan her ne kadar inançsızmış gibi görünse de, onda alaycı bir kuşkuculuk ile inanç açlığı da gözlenmektedir. Buna bilinçdışı inanç özlemi diyenler de var.  Nitekim İvan’ın delirmesinde inanç ile inançsızlık arasındaki çelişkinin verdiği büyük ruhsal işkencenin etkisinin olduğu söylenebilir.

Yazara göre egemenlik için Tanrı ve şeytan mücadele etmektedir ve savaş alanı da insanın yüreğidir. İnsan ruhundaki karanlık dehlizlerde elindeki meşale ile Tanrı’yı arayan Dosto yürekten şeytanı kovmanın ve Tanrı’yı egemen kılmanın yollarını ararken yoluna çıkan soru işaretlerini büyük bir cesaretle gözümüzün içine sokmayı ustalıkla beceriyor. Böyle büyük bir ustaya “dostum”demeyip de ne diyelim? İşte bu sebeple Dostodostumuzdur!

(Yararlanılan Kaynaklar: 1) Dostoyevski, Karamazov Kardeşler, İş Bankası Kültür Yayını; 2)JoephFran, Dostoyevski Çağının Bir Yazarı, Everest Yayınları;  3) Edward HallettCarr, Dostoyevski, İletişim Yayınları)