Düşünen ve şüphe eden filozof Decartes’ın Tanrı’sını yazmıştık. Bu defa bir fizikçinin Tanrı’sından bahis açmak istiyorum. Ünlü bir fizikçi dendiğinde benim aklıma ilk Isaac Newton (1643 – 1727) gelir. Newton, daha çok yer çekimi yasasını bulan kişi olarak bilinse de, onun fizik sahasındaki etkisi çok daha büyüktür. Kısaca Principiaolarak bilinen Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri isimli eseri fizik tarihinin en ünlü eserlerindendir. Bugün gündelik hayatımızdaki birçok yeniliğin temelinde Mewton’un klasik mekaniğin temellerine ilişkin görüşleri var. Kendi adıyla anılan hareket yasasını ve dünya merkezli Evren anlayışının sonunu getirişini de hatırlatalım. Ayrıca matematikte de dev adımlar atmış, Leibniz ile aynı dönemde türev ve integrali keşfetmiştir. MichealHart’ın “Tarihte En Etkili 100 Kişi” listesinde Hz. Muhammed’den sonra 2’nci sıraya girmiştir ki, bu listede Hz. İsa 3, Einstein ise 10’uncu sıradadır.

İnsanlık tarihine büyük katkıları olan bu fizikçinin az bilinen bir yönü de, ilahiyatçı ve din felsefecisi olmasıdır. Yazdıklarının büyük kısmı teoloji (ilahiyat) ve din felsefesi üzerinedir. Ancak çağının geleneksel Hıristiyanlık anlayışı Newton’un başını ağrıtabilecek nitelikte olduğundan, netameli konuları biraz üstü kapalı yazmıştır. Örneğin Hıristiyanlığın teslis (üçleme) görüşünün (Baba, Oğul, Kutsal Ruh) dinin orijinalinde olmadığını, sonradan monte edilmiş olduğunu kabul ediyordu. Kilisenin hışmına uğramamak için bu konudaki görüşlerini dikkatli bir tarzda yazıyordu.

Newton, felsefe ile de yakından ilgili olmasına karşın, Tanrı anlayışı filozoflarınkinden çok dinin Tanrı anlayışına uygundur. Tanrı’nın varlığı konusundaki görüşleri felsefecilerin “tasarım kanıtı” dediği alana girmektedir. Evrendeki olağanüstü düzenin bir güçlü “Varlık” sayesinde mevcut olduğunu düşünüyordu. “Güneşin, gezegenlerin ve kuyruklu yıldızların bu olağanüstü güzel dizgeleri ancak anlıklı ve güçlü bir Varlığın bilgelik ve egemenliğinden ileri gelebilirdi” diyor. Evrendeki düzeni sağlayan güç için bazen “bilinçli bir Özne” bazen de “zeki bir Özne” kavramını kullandığını görüyoruz.

Ona göre “Yüce Tanrı ezeli ve ebedi, sonsuz ve kesinlikle mükemmel bir varlıktır.”Bir başka metinde ise             “Ebedi ve ezeli, her yerde olan, her şeyi bilen, yüce, Dünya’yı ve gökleri yaratan tek Tanrı vardır” demektedir.

Tanrı, bir ve her zaman her yerde aynı Tanrı’dır. Tanrı’nın bedeni olmaz. Tanrı’nın birliğine vurgu yaparken Hıristiyanlıktaki teslis (üçleme) konusunu eleştirmekte ve Tanrı’nın birkaç kişiliğe bölünemeyeceğini anlatmaya çalışmaktadır. Bu bilim adamına göre Tanrı bilimin bir parçasıdır. İnsan ve hayvan vücudundaki simetrik yapıyı da ancak Tanrı’nın var edebileceği kanısındadır. Bunu ancak bir Sanatçı’nın gaye ve düzenlemesi başarabilir. Bu sanat eserini meydana getiren sanatçı da ancak Tanrı olabilir.

Fizikçimiz ateizmi de sert şekilde eleştirir. Ona göre ateizm pratik olarak putperestliktir, insanlık için anlamsız ve iğrençtir.