Her gerçek gazeteci,

Her gerçek yazar,

Daima başucunda kalem ve kâğıdıyla yatar;

Aklına orijinal ve kendini aşabileceğine inandığı güzel fikir geldiğinde;

Saat kaç olursa olsun, uykusunun en derin yerinden kalkar, unutmamak için hemen yazar…

Gerekirse ölümsüz bir düşünceyi yakalayabilmek için;

24 saat dahi uyumaz, uyuyamaz;

Bazen de ömrü boyunca bir fikrini olgunlaştırmak, geliştirmek, bilinenlerin ötesine taşımak;

En ölümsüzü, en kalıcı, ölümünden sonra da kendini yeni nesillere anlatacak olan özdeyiş ya da evrensel olduğuna inandığı metni yazar…

Altın kalıplara dökerek düşüncesini topluma ve tarihe sunmayı başarır;

Ya da günlüğüne ekler;

İşte o ilginç anlara varlığını dokunduğu güzelliklere ve olağanüstülüklere adayan;

Bir ömrü başka hiçbir meslek yapmayan;

Bir gazeteci yazmayı sürdürüyorum…

Daha geçen gece o ilginç anlardan birini de yaşadım;

Sabah karşı 03;30 da bir düşünce beni uykumdan kaldırdı;

Işığı yakıp başucumdaki her gece hazır tuttuğum kâğıtlara;

Gazeteci ve yazar olarak yazdığım notlarım şöyleydi;

1-Gazeteci-yazar elbette çağının tanığıdır denir; ama çağı da onun tanığıdır…

2-Gazeteci-yazar yaşarken bilinir, tanınır, parmakla gösterilir…

Ölümünden sonra da varsa kalıcı ve değerli eserleriyle anılır…

3-Gazeteci-yazar dünü bilir, bu günü yazar, yarını-yani geleceği tasarlar…

Gerçek gazeteci ve yazarın sorunu da çözümü de;

Yarışı, mücadelesi, hatta savaşı da sadece kendiyledir…

Kendini yenmek, ulaştığı tüm düşünceleri aşmak;

Bilinen düşünce duvarlarının ötesine geçmek;

Ölümsüz düşüncelere dokunmak için daima yalnızlığı seçer…

Yalnızlığın o sihirli gücünden ömür boyunca yararlanır…

Çünkü yazmayı başarma eylemi;

Normal insan ilişkilerinin ötesindeki düşüncelere ulaşıp yazmak anlamını taşır…

O nedenle gerçek gazeteci ve yazar genellikle sıradan ve normal insan olarak değerlendirilmemelidir…

Çünkü o normalliğin ötesinde bir düşünce evrenini inşa etmeye ömrünü adamıştır…

Ama çağındaki diğer normal insanlar onu asla anlamaz anlayamaz, anlayamayacaktır…

-He… Tamam… Dediğin doğru, falan şeklinde sözlerle onun alışılmış dışındaki düşüncelerini duyduklarında;

Kendi pencerelerinden değerlendirip, hemen geçiştirirler;

O kişinin düşüncelerindeki derinliğini anlamadan kendi yüzeysel sözleriyle onaylamakla yetinirler…

Söylediği ve yazdığı düşüncelerindeki evrenselliğini matematiksel olarak değerlendirme yetenekleri yoktur…

Her gerçek gazeteci ve yazarın en büyük hedefi;

Çağında ve daha önce yüz ya da binlerce yaşayan meslektaşlarını;

Tarihte iz bırakın kişileri mutlaka geçmek;

Onlardan daha farklı ve ileride düşünüp olağanüstü başarının zirvesine ulaşmaktır;

Ama unutulmaması gereken şudur;

Bu okuma, düşünme, yorumlama ve yazma eylemi;

Normal bir ortamda, sıradan bir akılla;

Yüzeysel bir çalışmayla, lay lay lom gibi dolduruşlarla;

Asla gerçekleştirilemez…

Gerçek gazeteci yazar bu nedenle;

Hayatın en uç ve bilinmez frekanslarıyla ulaştığı ve oralarla uğraştığı için;

Normal insanların hayal bile edemediği değerleri yaşama ve yazma savaşını sürdürdüğü için;

Ömür isimli süreçte kendiyle arası bu nedenle pamuk ipliğine bağlıdır…

Çünkü gerçek gazeteci ve yazar YAŞAMAK İÇİN YAZAR; YAZMAK İÇİNDE YAŞAR…

Farklı frekanslarla uğraştığı ve oralara dokunduğu için;

Yazarken çoğunlukla kendine ve çevresine kısmen ve bazen de yabancılaşır…

Çünkü evrenseli ve ölümsüzü yazmak için bu şekilde yoğunlaşması kaçınılmaz kuraldır…

Bunun için normalin dışında bir zekâ ve bakış açısına sahip olmalıdır;

Yazmada derinleştikçe de normallikten bir miktar uzaklaşır…

Çünkü varlığını sürdürmesi yani yaşaması okuyup, düşünüp yorumlayıp yazmasına bağlıdır…

Üretmeyi ve yazmayı başaramadığında kısır döngüye-bir tür bunalıma girer;

Bu aşamada en büyük acısını ve sıkıntısını tek başına çeker…

Ne yapacağını çoğunlukla bilemez;

Düşüncesinin o ulaşılamaz derinliklerinden kurtulabilmek için;

Ya hemen giyip kuşanıp kendini sokağa atar,

Ya plan ve programında olmayan uzun bir seyahatlere çıkar,

Ya da morali düzelinceye kadar kontrolsüz şekilde yiyip içmeye girişir…

Ya da telefonlara cevap vermeden uzun bir uykuya dalar…

Ama çevresindeki insanlar onun bu düşünsel derinliğini tartamaz ve asla anlayamaz;

Gazeteci ve yazarın kendileriyle ilgilenmediğinden, arayıp sormamasından yakınırlar;

Bu nedenle aralıksız olarak ona haksız şekilde sitem ederler;

Hatta kısa orta uzun vadeli küstükleri bile olur…

Ama gerçek gazeteci ve yazar;

Çevrelerindeki kişileri bu tutumlarını bunları hiçbir zaman önemsemez;

Onun bu aşamaları rahatça atlatması;

İnsanlarla normal iletişime geçebilmesi bir zaman dilimine büyük şekilde ihtiyaç duyar…

Bu da tamamen özgürce okuyup, düşünüp üretimine devam edebilme, bunu sınırsızca gerçekleştirerek doyuma ulaşmasına bağlıdır;

Bunun da ilk ve son koşulu seçilmiş yalnızlığı yaşamasıdır…

Çünkü gerçek gazeteci ve yazarın sorunu gibi çözümü de sadece kendiyledir…

Hiç kimseyle bir sorunu olmaz, olamaz, olmamalıdır…

Özgürlüğü ve yalnızlığı sınırsızca yaşaması ve bu aşamada sürekli yazması gerekir…

Olayın başka bir boyutuna gelince;

Ölümsüz evrenseli yakalaması, üretmesi ve ayak izlerini bu gezegene kazıyabilmesi için;

Gerçek gazeteci ve yazar ölümü hiçbir zaman önemsemez, öyle bir sorunu yoktur;

Her şeyi ve doğa olaylarını öyle kabul eder;

Öyle benimser ki, ölüm düşüncesiyle bir türlü doğuştan itibaren dost, arkadaştır;

Öyle ki susadığında içmek istediği serin bir su, ya da acıktığında doyurucu bir yemek olarak düşünür…

Gerçek gazeteci ve yazarın tek sorunu okumak, yorumlayıp, bilinenlerin ötesindeki evrensele ulaşıp yakalayıp yazmak, yaşamının ayak izlerini bu gezegene kazımayı başarmaktır…

O nedenle ölüm gibi bir sorunu, korkusu yoktur, olmaz, olmamıştır, olmayacaktır…

Hatta ölümü arada sırada vazgeçilmez şekilde özlediği;

Bazı durumlarda da sık sıkta çağırdığı yakınlarınca bilinir…

Yalnız yaşadığı evinde, ya da bulunduğu yerde ölse de;

Cesedi yıllar sonra bir torba kemik şeklinde bulunsa da gerçek gazeteci ve yazar bunu asla sorun yapmayan bilge insandır…

Çünkü onun beşikten mezara kadar olan;

Her türlü sorunu gibi çözümü de kendindedir…