erolsennur @ hotmail.com

Kanunlarımızda yeteri kadar düzenleme bulunmaktadır. Ceza yargılaması ile ilgili olarak
savcı ve hakimlerimiz genelde Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri kanununu dikkate
almaktadırlar. Diğer kanunlar bazen gözden kaçmakta ya da dikkate alınmamaktadır. Halbuki
diğer kanunlarda kanundur. Vergi usul kanunu 359. Maddeye göre hapis cezası alan çok kişi
varken ; sağlık ile ilgili kanunlarda ceza hükmü olabileceği ya da ceza kanunlarına atıf
olabileceği pek düşünülmemektedir. Ayrıca kişi hasta ya da hasta yakını iken, hasta ya da
hasta yakını psikolojisi olduğu düşünülmektedir. Empati tek taraflı yapılmaktadır. Karar verici
kendisini hasta ya da hasta yakını yerine koyabilirken , nedense sağlık çalışanı yerine kendini
koymamaktadır ya da koyamamaktadır.
Bu kadar düzenlemeye karşın neden sağlık çalışanlarına karşı şiddet uygulanıyor ?
Görüştüğüm insanların yorumlarını yazayım.
1-Hekimlerin az çalışarak yüksek maaş aldıklarını ve bu durumun toplumun diğer
kesimlerine karşı haksızlık olduğunu söyleyenler var. Bunu söylerken de çevrelerindeki tarla,
bağ, bahçe, evleri göstererek, doktorlara ait diyorlar. Oysa maaş bordrolarına baktığımızda
hekimlerin yüksek maaş almadıklarını görüyoruz. Her meslek grubunda çok para kazanan
olduğu gibi, çok az kazanan da var. Kazandığını değerlendirebilen de var, değerlendiremeyen
de var.
2-Yakınlarını kaybetme-tedavi edilememe korkusu ve üzüntü nedeniyle hekimlere şiddet
uyguladığını beyan edenler var. Bir tanıdığım dişlerinde dolguların düştüğü gerekçesi ile diş
hastanesine gittiğini ve doktorların dolgularını yapmadığı için şikayet ettiğini söyledi. Hastalara
kaç dakika arayla bakılıyor, dolgu yapmak ne kadar sürüyor bilemiyorum.
3-Bir başka tanıdığım ise ; çocuğum kanarken doktor müdahale etmiyor, ölürse ölsün
diyordu dedi. Ölürse ölsün kelimelerini hiçbir hekim kullanmaz. Gerçekten kullanan varsa
hekimlik yapmasın dedim. Hekim elinden geleni yapar, buna rağmen bir şey olursa , bu
durumda yapacak bir şey yoktur dedim. Sağlıktaki olaylar taksir olabilir, ancak kasıt olamaz.
Trafik kazalarının tamamı taksir kabul ediliyor. Türk Ceza Kanununda kasten insan
öldürmenin 2 şekli tanımlıdır. Kasten öldürme kastı ile ölüm- diğeri ise olursa olsun, ölürse
ölsün kastıdır.
Bu tür düşünceler yanlıştır. Ama neden insanlar bu tür düşüncelere kapılıyorlar ? Bu
düşüncelerin kaynağı nedir ?
Hekim olmayan vatandaşlarımız, hekimlerin egolu olduklarını ve hemen her uygulamanın
malpraktis yani mesleki kötü uygulama olduğunu düşünürken; hekimlerimiz çalışma düzeni ve
vakaların komplikasyon yani istenmeyen yan etki olduğunu düşünüyorlar.
Hekim arkadaşlarımız , kendilerini aşan vakaların tedavi olabilecekleri hastanelere sevkini
yaparlar. Hasta kendisi gidebilecek ise, yönlendirirler. Bu durum kimi zaman ilgili branş uzman
hekiminin yokluğundan, kimi zaman ise alet veya ekipman-malzeme eksikliğinden
kaynaklanır. Hastalar ise bazen hekimlerin iş yapmamak için sevk yaptıklarını düşünürler.
Burada iletişimsizlik söz konusu olabiliyor. Halkımızın sağlık okur yazarlığının düşük olması da
olayın yanlış yorumlanmasında etkendir.
Bazı hekim arkadaşlarım 1980 asker ihtilaline kadar, hekimlerin toplumda yaygın kanaat
önderi olmaları vesilesi ile; ihtilali yapanlarında öyle bir durumu kabullenmek
istememelerinden dolayı, hekimlerin itibarsızlaştırılmaya başlandığını söylüyorlar. İhtilal
yaparak ülkeyi yönetenler, kendileri dışında kanaat önderi olanları etkisiz kılarak tek ve mutlak
hakim olmak istediler. 1980 ihtilalinden beri günümüze kadar, hekimlerin itibarsızlaştırmaya
devam edildiğini düşünmekteyim.
Bazı durumlarda aynı kişideki rahatsızlığa , farklı hekimlerin farklı teşhisler
koyduklarından bahisle, doktorların itibarsızlaştırılmasını haklı bulduğunu söyleyenler var.