Birkaç yıl önceydi… Haftanın 3-5 günü uğradığım Karahan Kitabevi’ne bir meslektaşımla gitmiştim. Ben yeni çıkan kitapları incelerken, bizim arkadaş iki öğrenci kızla sohbete dalmıştı. Bizimkinin ağzından gayet iddialı bir tavırla “kadından filozof olmaz” cümlesinin çıktığını şaşkınlıkla duydum. Kızları, kadından filozof olmayacağına ikna etmeye çalışıyordu.

Hemen yanı başımda duran bir kitabı alarak kızlara ve bizim arkadaşa göstererek, “bakın bu kitabın yazarı bir kadındır ve kendisi de filozoftur” dedim.  Elimdeki kitap HannahArendt’inKötülüğün Sıradanlığı idi. Kızlar kıkırdayarak gülerken, bizimki de biraz morarmıştı. Bizim arkadaş felsefeye meraklı olduğu için elbette H. Arendt’i ve onun filozofluğunu biliyordu. Bu defa “kadınlardan fazla filozof yok demek istemiştim” diyerek önceki söylemini yumuşatmaya başladı.

Düşünce tarihine dair az buçuk bilgisi olanlar, kadından filozof olduğunu da elbette bilirler. Bu arada kadın filozofların sayısal anlamda azınlık olduğu doğru mudur sorusuna da cevap aramak gerektiğini düşünüyorum.

Benim örnek verdiğim ünlü bir siyaset bilimci olan H. Arendt’inİnsanlık Durumu, Totaliterizmin Kökenleri, Kötülüğün Sıradanlığıgibi eserleri ile düşünce tarihinde filozofluk ünvanına hak kazandığı kabul edilir.

Kadın filozof dendiğinde ilk aklıma gelen isim Simon De Beauvoir’dır. Varoluşçuluğun tanınmış ismi Jean-Paul Sartre’ın arkadaşı da olan Beauvoir da bir filozoftur ve Bir Genç Kızın Anıları, İkinci Cins, Mandarinler, Sessiz Bir Ölüm gibi eserlere imza atmıştır. Filozofluğunda kuşku yoktur, genel kabul görmüştür.

Benim çok geç tanıdığım bir kadın filozof da SimonWeil’dir. Felsefe eğitimi göre düşünür, önceleri komünizme sempati duydu, siyasal harekeler içinde eylemci olarak yer aldı. İspanya iç savaşında tarafını seçti. Fabrikalarda işçi olarak çalıştı. Tam bir eylemciydi. Giderek bir manevi dönüşüme uğradı, din ve Tanrı konularına eğildi. Zaten fiziken oldukça zayıf olan bu değerli insan genç yaşta, henüz 34 yaşındayken hayatını kaybetti. Weil’im kitapları Türkçeye son zamanlarda çevrilmeye başlandı. Kişi ve Kutsal, Allah Aşkı Üzerine Düzensiz Düşünceler, Yerçekimi ve İnayet isimli kitapları Türkçeye çevrildi.

İlk hatırlayabildiğim kadın filozoflar bunlar olmakla birlikte, düşünce tarihinde çok sayıda kadın filozof olduğu da inkar edilemez. ÇünküİngeborgGleichauf isimli bir yazarın Kadın Filozoflar Tarihi isimli 2007’de Türkçe baskısı yapılan bir kitabın varlığından haberdarız. Baskısı tükenen bu kitabı henüz temin edemedik.

Bu arada hatırlatalım ki, bazı erkek filozoflar da kadınları küçümsemiş, kadın düşmanı söylemlerde bulunmuşlardır. MeselâSchopenhauer, “Kadınlar zihinsel olsun, bedensel olsun, büyük işler için  yaratılmamışlardır” diyor. İnsanlık tarihi bu tür sözlerin yanlışlığını gösteren hakikatlerle doludur. Ve yukarıda kadın filozoflardan örnekler verdik.

Sonuç olarak azımsanmayacak kadar kadın filozof olduğu anlaşılıyor. Bu durumda “kadından filozof olmaz” argümanının geçerliliğinin olmadığını söyleyebiliriz. Bir sayım yapılsa erkek filozoflar çoğunluğu sağlayabilir. Ama bunun anlaşılabilir sebepleri olduğu inkar edilebilir mi?

Tarih boyunca kadınların aşağılandığı, ikinci sınıf sayıldığı, baskı altında oldukları, erkeklere tanınan hakların onlara tanınmadığını kim inkar edebilir. Erkek filozof Antik Yunan’da Atina sokaklarında rahatça dolaşacak, konuşacak, ders verecek, felsefe yapacak bol vakte sahip iken, kadınlar evlerine kapanmak zorunda kalan bir nesneden ibaret idi. Kadına uygun ortam sağlandı da kadınlar düşünmedi mi? Üretmedi mi? Koşullar eşit miydi ki, şimdi kadın filozof yok diyoruz! Kadın ya da erkek, ikisi de insan, ikisi de düşünce melekesine sahip. Demem o ki, kadına düşünme ve düşüncesini açıklama imkanı verilmemişse, “kadından filozof olmaz” önermesinin bir anlamı olmaz.