Adana Demirspor kendi evinde ve seyirci önünde konuk ettiği Ümraniyespor’u 4-2 mağlup etmeyi başardı. Maçın henüz 26. dakikasında 3-0 öne geçmeyi başaran takımımız için maçın ikinci yarısı korku filmi gibi geçti. Diken üstünde izlediğim maçta ikinci 45 dakikada 2 gol yemeyi, 2 kırmızı kart görmeyi becerdik. 10 kişilik rakipten 3. Golü yememek için mücadele ettik. 3 farklı öne geçtiğimiz maçta bile, koltuğa yaslanıp rahat maç izleyemiyorum...

Şans faktörü yanımızdaydı...

Ümraniyespor bu ligin taş gibi ekiplerinden. Zaten puan cetvelindeki sıraları bunu kanıtlıyor. İyi takım olmaları, pahalı ve kaliteli oyunculardan kurulu olmasından değil, uzun süre birarada oynayan oyuncular olmasından kaynaklanıyor. İçlerinden bir tane kalite dersen, bize 2 gol atan Emircan derim. Sistem takımı...İlk yarım saatte 3 farklı geriye düşmelerine karşın, kendi kalelerine 2 gol atmalarına karşın, kornerden hatalı gol yemelerine karşın maçı bırakmadılar, ikinci yarı 2 gol atarak oyuna ortak oldular. Her ne kadar attığımız 3 golde şans faktörüne değinsem de, öyle bir gol 2. gol  attık ki, araya bırakış, defans arkasına koşu ve bitirici gol vuruşu anlamında derslikti. Şans faktörü yanlarında olsa, puanla ayrılabilirlerdi...Son dakikalarda becerili olabilseydik, daha farklı galip gelebilirdik...

Niçin firene bastık?

Oyunun ilk yarım saatinde 3 farklı öne geçen takımımız, abondone olan rakibi karşısında niçin firene basar? Niçin dağılan rakibinin üzerine daha fazla gitmez? Niçin skoru yeterli görür? Bunun kararını kim verir? Eminim ki, ne yönetim ne de teknik  kadro tasvip etmez böyle bir kararı? O halde oyuncular neden saldırmazlar da, oyunu rölantiye alırlar? Son dakikalarda beraberlik golü yenseydi, altından kalkamayacakları bir vebal altına gireceklerdi...

Üretemeyenler dışarı...

Uğur hoca maça farklı düzende başladı. Daha önce oynadığımız maçlarda uzun süreler alan Mehmet Uslu- Berk- Samed- Sinan- Vedat- Erdal gibi üretmeyen oyuncular ilk 11 de yoklardı. Rassoul solbekte, Tevfik ön liberoda, Aosman forvet arkasında, Gladkky forvette görevlendirilmişti. Orta alan Tevfik- Traore- Aosman’dan oluşunca, daha rakibi rahatsız eden oyun ortaya çıktı. Tevfik çalışkanlığı ile defansın önünü örerken, Traore forvete destek olmaya, şut denemelerinde bulunmaya çalıştı. Aosman’ın yaratıcı oyunu , oyunu ilk yarıda domine etmemize yetti...Kaptan Volkan ve Koseçki’nin kanatlardan taşıdığı toplar ve Gladkky’nin hava üstünlüğü, ilk yarıda maçı koparmamıza neden oldu...Kurtuluş’a pek iş düşmedi. Adil ve Rassoul başarılıydılar...

Kulübeden gelemeyen güç...

Teknik direktörler için hamle şansı çok önemlidir. Özellikle maçın sonlarına doğru aksayan, yorulan oyuncuların yerine, taze kuvvet oyuncuları kulübeden  gelen güç olarak oyuna iterler...Şimdi sizlere soruyorum? Uğur hocanın Vedat- Berk- Erdal hamlesi ne kadar yararlı oldu? Bu oyuncular takımımıza ne kadar katkı koydu? Üstelik sahadaki yorgun oyuncuların karşısında oynadıkları 15-20 dakikada taze güç olamadılar...

Amatörce kırmızı ve sarı kartlar...

Futbol kurallarının içinde sarı ve kırmızı kartlar var ve yerinde kullanan oyunculara helal olsun diyorum. Ama amatörce, gereksiz yere hakeme itirazdan, rakiple didişmekten görülenlere isyanım var. Vedat deneyiminde bir oyuncunun iki sarı kartı ve ardından gelen kırmızısı, camiaya saygısızlık, arkadaşlarına haksızlıktır...Semih seviyesindeki oyuncunun bilmesi gereken taç atışı kuralına uymaması ve ardından gelen kırmızı, futbol adına skandaldır...Oyuna henüz girmiş Erdal’ın sarı kartı, affedilmezdir...

Kondüsyon...

Takım olarak fiziki kondüsyonumuzu bir kere daha gözden geçirmemiz gerekir. Devre arası yüklemeleri sonucu daha dirençli bir takım olacağımız inancındayım...

Özetle...

İstanbulspor deplasmanı, zirve ile aramızdaki puan farkının açılmaması adına çok önem kazandı. Daha önemlisi takımımıza yapılacak takviyeleri kamp başlangıcında dahil edebilmek, 3-4 hazırlık maçında adapte edebilmek ve ligin 2. yarısına hazır başlamak...