Bugün Lozan Anlaşması’nın 98’inci yıl dönümü. Yıllar önce genç bir üniversite öğrencisiyken, Kadir Mısıroğlu’nun “Lozan Zafer mi Hezimet mi” isimli iki ciltlik kitabını okumuştum. Başka hiçbir yayını okumadan, kafamızda esen kavak yellerinin de etkisiyle, İsmet Paşa’nın Lozan’da memleketi düşmana sattığına inanmıştım!

İnsan gençken, aşırı ve radikal görüşlere çabuk kapılıyor. Zamanla tarih okumalarım genişleyip çeşitlendi. Lozan’la ilgili başka kaynaklara da bakma imkânım oldu.  Muteber kabul ettiğim tarihçilerin görüşlerine da baktım. Konuya farklı bakış açılarından da bakmaya çalıştım.

Osmanlı Devleti, dünyadaki yeniliklere ve değişimlere ayak uyduramamış, içinden çürüyen bir çınara dönmüştü. Bir paylaşım savaşı olan Birinci Dünya Savaşı sonucunda emperyalist dünyanın hayasızca saldırısı sonucunda bu çınar yıkılmıştı. Yıkılış sonucunda Mondros ve Sevr Anlaşmaları imzalanmış ve Türklere Orta Anadolu’da bir avuç torak parçasını lütfetmişlerdi!

Bu emperyalist paylaşıma rıza göstermeyen Mustafa Kemal ve arkadaşları, yıllarca savaşlarda kırılmış olan yorgun ve bezgin halkı örgütleyerek bir isyan meşalesi tutuşturmuşlardı. Bu meşale giderek büyüdü. İngilizlerin Anadolu’ya soktuğu Yunanlıların yenilgisi, bu örgütlenmenin ve bu meşalenin sonucuydu.

Şu gerçeği unutmamak lâzım; bizim Millî Mücadelemiz, esasen Birinci Dünya Savaşı’nın Anadolu ayağını teşkil ediyordu. Yani biz Birinci Dünya Savaşı’nda Almanlarla birlikte yenilmiştik ve bu savaşın son ayağında Yunanlıları yenmiş ve Anadolu’yu kurtarmıştık.   

İşte Lozan Anlaşması bu şartlar altında imzalandı. Biz Lozan’da sadece Millî Mücadelenin galibi değil, aynı zamanda Birinci Dünya Savaşı’nın mağlubuyduk. Lozan, sadece Yunanistan ile bizim aramızdaki bir anlaşma değil, çok taraflı bir anlaşmadır. Lozan’ı değerlendirirken, o günün şartlarını gözden kaçırırsak, hatalı sonuçlara ulaşırız.

“Keşke Yunan kazansaydı” diyen Kadir Mısıroğlu’nun çarpık, yanlı ve eksik bakış açısıyla baktığımızda Lozan’ın bir zafer değil, hezimet (yenilgi) olduğu sonucuna ulaşılır. Ancak, bugün bir çok muteber tarihçinin de vurguladığı üzere, Lozan’a “zafer” ya da “hezimet” bakış açısıyla bakılamaz. Lozan zafer de değil, hezimet de değildir. Lozan, o günün şartlarında yapılabileceklerin azamisinin yapılmış biçimidir. Zafer değil, çünkü istediğimiz her şeyi yapabilmiş değiliz; hezimet değil, çünkü o şartlarda yapılabilecek her şey yapılmış ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu tescil edilmiştir.

Lozan’da kabul ettiremediğimiz konulardan biri, Osmanlı borçlarının genç Cumhuriyetin sırtında kalmasıdır. Cumhuriyet, 1950’li yıllara kadar bu borcu taksit taksit ödemek zorunda kalmıştır. Bir diğer önemli husus Musul ve Kerkük Sorunu’dur. Misak-ı Millî sınırları içindeki bu bölgeyi sınırlarımız içine almak mümkün olmamıştır. Bu konuda şartları bilmeden yüksek perdeden konuşanlar, İngilizlerin hava üstünlüğünü ve bizim ise uçuracak uçağımız olmadığı gerçeğini hiç dile getirmiyorlar. O bölge için Mustafa Kemal’in konuşmaları kayıtlarda mevcut, Çok istemiştir ama gerçekçi davranarak durumu kabullenmek durumunda kalmıştır. Nitekim sınırlarımız dışında kalan Hatay, şartlar müsait olduğunda, dahiyane bir diplomasi ile sınırlarımız içine alınmıştır. Lozan’da Boğazalar konusu da istediğimiz gibi çözülememişti, ama yıllar sonra 1936’da Montrö ile durumu lehimize çevirebildik.

Kıbrıs ve On İki Ada konusunu Lozan’la ilişkilendirenler, konuyu ya bilmiyorlar ya da biliyor ama saptırıyorlar. Lozan’ın yüz yıllık süresi olduğu safsatasını yayanlar, Lozan’ın gizili maddeleri olduğunu söyleyenler de işkembeden atıyorlar. Böyle bir şey yok! Hiçbir kaynakta yüz yıldan ya da gizli maddelerden bahsedilmiyor. Kaldı ki, Lozan iki taraflı değil, çok taraflı bir anlaşmadır, yani gizli kalacak türden bir metin değildir.

Şu da bir gerçek; Mustafa Kemal, Lozan Anlaşmasını TBMM’ye kabul ettirmekte zorluk çekmiştir. Milletvekilleri, sınırlarımız dışında kalan Musul, Kerkük, Hatay gibi yerler ve başka konular için mecliste ağır konuşmalar yaptılar. Ama kürsüde nutuk söylemekle savaş yapmak oldukça farklı şeylerdi ve bu farkın en iyi fark eden de Mustafa Kemal’di. Bağımsızlık tescil edilmişti ve kapitülasyonlar kaldırılmıştı. Bunlar çok önemli hususlardı.

İsmet Paşa ve ekibi Lozan’da yapabileceklerinin azamisini yaptılar. Daha fazlasını yapacak güçleri yoktu. Elde edilen kazanımlar küçümsenemez ve buna yenilgi de denilemez. O günün şartlarında iyi bir anlaşma yapılmıştı. Bunun kıymetini bilmek lâzım. Tarihi de ciddi yayınlardan, ana metinlerden okumakta yarar var. Şu neden yapılmadı, bu neden yapılmadı diye konuşmak kolay ama gerçekler bunları yapmaya imkân veriyor muydu sorusunun cevabını vermeden Lozan hakkında ahkâm kesmemek gerekir.