Çalışma hayatımın ilk 20 yılı Çukobirlik’te geçti. 1980 yılında Müfettiş Muavini olarak girdiğim kurumdan 1999’un sonlarında Genel Müdür Yardımcısı olarak ayrıldım. Hatta uzun süre Genel Müdürün yokluğunda Genel Müdür Vekilliği de yaptım. Çukobirlik’teki anılarımı yazsam kitap olur.

Genel Müdürlüğümüzü de yapmış olan Mustafa Gökçedağ’ın vefatını duyunca, bazı şeyleri yazmak istedim. Çukobirlik, siyasetin fazla olduğu bir kurumdu. Ticaret Bakanlığı’na bağlı olması nedeniyle de her hükümet değişikliğinde Genel Müdür değişir, buna bağlı olarak üst düzey yöneticilerden başlanarak, aşağıya doğru değişiklik olur, işçiler çıkartılır, yenileri alınırdı. Zaten bu kurumu, daha doğrusu Türkiye’de sayıları 16 olan Birlikleri siyaset batırdı diyebiliriz.

1990’lı yıllarda Ticaret Bakanlığı’nın CHP’de olduğu dönemde Çukobirlik’ten CHP’li Genel Müdürler geldi geçti. Bunlardan biri de Mustafa Gökçedağ’dı. O zaman Teftiş Kurulu’nda müfettişlik görevindeydim ve kendisini hiç tanımıyordum. İlginç bir tanışmamız oldu.

Mustafa Bey’in göreve başladığı gün bir cenaze nedeniyle Kozan’daydım. Kozan’daki Çukobirlik Kooperatifinin daha önceden müdürlüğünü yaptığım için, orada biraz çevrem vardı. Kozan’da zirai ilaç bayiliği ve çiftçilik yapan bir tanıdığım bana “yeni Genel Müdürün nasıl birisi” olduğunu sordu. Ben de “sadece adını gazetelerden okuduğumu, hakkında hiç bilgim olmadığını” söyledim.

Akşam eve gelince, şimdi rahmetli olan müfettiş arkadaşım Mustafa Türksev beni telefonla arayarak, “sen bugün Kozan’a gittin mi?” diye sordu. Ben de gittiğimi söyleyerek “hayırdır, neden sordun?” dedim.

“Yahu, sen bugün Kozan’da yeni Genel Müdürün aleyhinde konuşmuşsun, hatta küfretmişsin” deyince çok şaşırdım. Ve “sen beni tanıyorsun, ben böyle bir şey yapar mıyım?” dedim ve Kozan’da bana sorulanı ve verdiğim cevabı anlattım. O da “zaten biz de Genel Müdüre,  senin böyle şey yapmayacağını söyledik ve Cihangir’le (müfettiş arkadaşım Cihangir Korkmaz) birlikte sana kefil bile olabileceğimizi söyledik” dedi. Bu iki müfettiş arkadaşım siyasi olarak CHP’li ailelerden gelen kişilerdi ve yeni Genel Müdürümüz bunları tanıdığı için, beni bunlardan sormuştu. Onlar da benim hakkımda olumlu şeyler söylemişler ve Genel Müdürü ikna etmişlerdi. Bu olay beni üzmüştü ve Kozan’daki şahsın konuyu neden böyle aktardığını da bir türlü anlamamıştım ve halen de anlamış değilim.

İlk fırsatta Genel Müdür’ün Özel Kalemini arayarak randevu istedim. Bir sabah, henüz mesai yeni başlarken, kalabalık oluşmadan Özel Kalem Müdürü Hasan Uygun beni arayarak Genel Müdürün müsait olduğunu söyledi. Gittim, içeri girdim. İlk defa karşılaşıyorduk. Özel Kalem Müdürü beni tanıştırarak “Sayın Genel Müdürüm işte Abbas Bilgili geldi” dedi. Mustafa Bey, makam koltuğundan kalktı ve beni gülerek karşıladı. “Senin ne için geldiğini biliyorum, o konuyu hiç açma” dedi. Ben de “Sayın Genel Müdürüm, ben korktuğum için değil, yanlış anlaşılmamak için geldim, benim referansım Ç. S. (Kozan’daki şahıs) değil, burada çalışan binlerce insandır” dedim. Gülümsedi ve “ben seni tanıdım, o konu kapandı” dedi. Kısa bir sohbetten sonra ayrıldım.

Daha sonraki ilişkilerimiz hep iyi oldu. O dönemde ilk defa Teftiş Kurulu’na “Başkan Yardımcılığı” kadrosu açılmıştı. Bu kadroya sol görüşlü, kendisine siyasi olarak yakın müfettiş arkadaşlardan birini getirebilirdi. Nitekim bizim beklentimiz de o yöndeydi. O zaman ben Taftiş Kurulu’nun en genç müfettişiydim. Hukukçu olan tek müfettiş bendim ve iki fakülte mezunuydum. Tarım Satış ve Tarım Kredi Kooperatiflerine dair yüksek mahkeme kararlarını derlediğim bir de kitabım vardı. Mustafa Bey, siyasi davranmadı ve sanırım liyakati dikkate alarak o göreve beni getirdi. Yönetim Kurulu sağ görüşlüydü ama benim o göreve gelmek için hiçbir girişimim ve talebim de olmamıştı. Teftiş Kurulundaki sol görüşlü müfettiş arkadaşlarımdan bazılarının da benim hakkımda olumlu referans olduklarını sonradan duydum. 

Adana’da edindiğim çevre büyük ölçüde Çukobirlik’le ilgilidir. Büyükşehir Belediye Başkanımız sayın Zeydan Karalar ve Mersin’den CHP milletvekilliği de yapan sayın Av. Ali Rıza Öztürk de bizden önce Çukobirlik’te Genel Müdür Yardımcılığı yapmış kişilerdi. Sonradan hükümetler değişti. Bu ekip gitti. Ben de 90’lı yılların ikinci yarısında Genel Müdür Yardımcısı oldum. Uzun süre Genel Müdür boşluğu olduğunda, Ticaret Bakanlığı vekaleten benim bakmamı uygun gördü. O zamanlar siyasi olarak MHP’ye yakın olmama rağmen Ticaret Bakanı Yalım Erez, Genel Müdür vekilliği için beni uygun görmüştü. Sorunların çok ağır olduğu, yıpratıcı bir dönemdi. Çukobirlik, diğer Birlikler gibi yükü kaldıramıyor, maaşları ödemekte zorluk çekiyor, Hazine’ye olan borcunu ödeyemiyordu. Bakanlık talimatı ile çok sayıda işçi çıkartılması gündeme geldi. Bunu atlatabilmek için Yönetim Kurulu ve başta DİSK olmak üzere, sendikalarla birlikte hareket etmeye çalıştık. Genel Müdür yardımcılarından dostum, üstadım Hilmi Cananoğlu’nun desteği benim için önemliydi, çünkü yükümün bir kısmını sağolsun üstümden alıyordu. 99’un sonunda hükümet değişti. Ticaret Bakanlığı MHP’ye verildi. MHP’nin yaptığı ilk işlerden biri benim işime son vermek oldu. 2000 yılının başında avukatlığa başladım ve işime son verenlere karşı dava açtım ve kazandım. Beni geri başlatmak zorunda kaldılar ama gördüğüm manzara benim çalışmam için müsait değildi. Ayağını masanın üzerine uzatmış at hırsızı tipindeki adamlarla karşılaştım. Bana çay getiren çaycı bile korkarak yaklaşıyordu. Hemen istifa ederek avukatlığa devam ettim. Bir gün avukatlık ofisimize gelen Çukobirlik’teki çaycı kadın, “Müdürüm kusura bakma, sana çay, kahve verilmemesi için tembih etmişlerdi, onun için senin yanına yaklaşmaya çekiniyorduk” demişti. Çukobirlik siyasiler tarafından çok yıpratıldı ama bizim ayrılmamızdan sonraki dönemin tam bir “Talan Dönemi” olduğunu bir çok kişi ve özellikle de orada çalışanlar biliyor.

Mustafa Gökçedağ ile görüşmelerimiz avukatlık dönemimde de devam etti. Zaman zaman telefonla görüşürdük. Ofisimize de gelip, çayımızı, kahvemizi içti. “Abbasım nasılsın?” derdi. Saygıyı hak eden içten bir adamdı. İyi insandı, dürüst insandı, dost insandı. Şimdi Mustafa Bey’i kaybettiğimizi duydum ve onunla ilgili düşüncelerimi yazmayı bir borç bildim. Onu anlatırken, kendimden de bahsettim ama bazı şeylere değinmem gerekiyordu. Belki ileride Çukobirlik’in başka sayfalarını da yazarız. Mustafa Bey’e Allah rahmet etsin diyoruz. Biz ondan razıydık. Allah da ondan razı olsun.