erolsennur @ hotmail.com

FUTBOL önemli bir endüstri kolu oldu. Bu sporun içinde olan başkan ve yöneticiler, kişisel yönlerini artırmakta. Tanınma yanları kadar unvanları bir kimlik bulmakta. İtibarları artmakta. Bu diğer birimler içinde kullanılabilir. Futbol bilgilerini kurslar sonrası pekiştiren, buna birde lisan ekleyen futbol antrenörleri, futbolcularına sistemlerini yerleştirince; aranan teknik adamlar olarak kendilerine vitrin bulmakta. Futbol oyunun içinde canlı nesne olan futbolcular; kale, defans, orta alan, forvet bölgelerde etkinliklerini artı çizgiye çektiklerinde “transfer borsasında” nemalı isimler oldukları gerçeğinden de kaçınılmamakta.

ADRESLERİ Türkiye Futbol Federasyonu tanımlamasına göre “Süper, TFF 1.Lig, TFF 2.Lig, 3.Lig, Bölgesel Lig, Süper Amatör Lig ve buna paralel I. II. ve III. Amatör Ligleri özel tüzüklerle, her sezon değişiminde belirlenen kural birlikteliğini yansıtmakta. Liglerin başı ile sonu arasında “şampiyon” olanlar, kupa ile ödüllendiriliyor. Bir üst kümeye terfi ediyor. Bu görüntünün aksi yönünde yer alanlar bir alt kümeye düştüğü için “buruk” hava esintisinden kaçılmıyor…

FUTBOLUN içinde olan hakemlerde “klasman” atlama başarısı gösterdiklerinde, onlarında göğüslerindeki kokart değişiyor. Mahalli olduğu kadar, değişik liglerde hatta yurt dışında “düdük” çalanlar da olmakta. Bu tanımlamanın  içinde futbolun “önemli bir endüstri” olduğu artık kaçınılmaz oldu. Çok kişinin de “ekmek parasını” kazandığı futbol, spor portresinde insanları arkasından koşturmakta. Seyircini de renk armonisi içinde. Yanlı kulüplerin taraftarları olmaları da stat tribünlerinde “hicivli” yanların görülmesine tanıklık edilmekte….

BİR bilgelik hikâyesinde:

GERÇEK değer şöyle ifade ediliyor. Avrupa’nın ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde gezen çocuğun biri, bir vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablo bedeli oldukça pahalıdır. Çocuk bu tabloyu, bir sonraki sene abisinin doğum günü için almayı düşünür ve bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile mağazaya gider.

ŞANSLIDIR, tablo hâlâ satılmamıştır. İçeri girer ve tabloyu bir süre yakından izledikten sonra, resmi yapan sanatçıyı bulur ve….

 - “Ağabeyimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum; tüm param bu kadar” der.

RESSAM bir süre düşündükten sonra, resmi paketler ve satar. Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar. Mağazada ressamın arkadaşları da vardır ve şaşkın şaşkın sorarlar:

 -“Sen ne yaptın?... O resmin değeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar az bir rakama sattın!...”

Ressam cevap verir:

 -Evet, ben bu resme milyonlarını verecek pek çok insan bulabilirdim; ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi bulabilirdim……”

BU bilgelik hikâyesinden çıkartılmaya çalışan öykünün ana fikrini değerlendirmeye çalışıldığında; Adana kenti olarak . Yaşanın bir yerleşim alanı. Türkiye Futbol Federasyonu kurulduğu 1923’lerde futbol oyununu bilmeyen, futbol topunu dahi görmeyen ama günümüz futbolunun “Süper Lig” yarışında yer alan bazı kulüplerin doğum günleri henüz yeni olmasına rağmen 1931’lere uzanan Adanaspor ve 1940’ların Demirspor’u ne yazık ki “TFF 1.Lig” serisinde. Burada da huzursuz. Hikâyenin konusunda tüm parasını, ağabeyine doğum gününde bir armağan sunabilmek için parasını ressama sunan adı Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin, Ali, Yusuf, Mustafa… günümüze göre isimleri Poyraz, Rüzgâr, Kuzey, Berkay, Aron, Mert, Çağan… olanlar Adana’da Adanaspor veya Demirspor taraftarı olarak futbolun içinde, ne yazık ki “Süper Lig” yarışında mücadele veren bir Adana Kulübü görmediler. Tribün giysileri “Turuncu Beyaz” veya “Mavi Lacivert” olanların sayısı oldukça yoğun…

SÜPER Lig mücadelesinde Adana adının bulunmaması (!) dikkat çeken yön. Acaba bugün  Büyük Saat Kulesi ile Ulu Camiî arasına şöyle bir afiş mi asılmalı: “Adana, Çukurova’nın gözbebeğisin ne yazık futbol yarışında Süper Lig’de değilsin…” denilebilir mi?!....