Değeri beş milyon lirayı aşan konutlar için bir vergi getirildi. Değerli konut vergisi de denilen bu uygulamaya göre beş milyon sınırını aşan konut sahipleri vergi ödeyecekler. Ve değer arttıkça vergi oranı da artacak.

Vergilerin hukuki, ekonomik, sosyal ve de siyasi sonuçları olduğu biliniyor. Tarihte ilginç vergi örnekleri var ve bunların  da ilginç sonuçlar doğurduğunu görüyoruz. Pencere vergisi bir zamanlar İngiltere’de uygulanmış böyle bir vergi. Değerli konut vergisinin pencere vergisine benzer sonuçlar doğuracağını zannetmiyoruz, ancak ikisinin de konutun değeri üzerinden alındığı şeklinde ortak bir yönü var.

Orhan Veli bir şiirinde; “Bedava yaşıyoruz, bedava / Hava bedava, bulut bedava” diyor. Diyor ama pencere vergisi tam da bunun tersini işaret ediyor. Unutulmaz romanların yazarı Charles Dickens 1800’lü yılların toplumsal hayatını çok güzel anlatır. Yazarımız diyor ki;

“Pencere vergisi yüzünden artık ne hava ne de ışık bedava! Doğanın bize cömertçe bahşettiği ışık ve hava için her yıl pencere başına ödeme yapmak zorundayız ve bu bedeli karşılayamayan fakir insanlar ise her iki nimetten de mahrumlar.” 

Yazarın yakınmasından da anlıyoruz ki, zenginler için çıkartılan pencere vergisi fakirleri mağdur etmiş.

Bu vergi 1696 yılında İngiltere Kralı III. William tarafından uygulamaya konulmuş. Evlere pencere sayısına göre vergi getirilmiş; pencere sayısı arttıkça vergi de artıyormuş. Zenginlerin fakirlere göre daha büyük evlerde oturdukları düşünülerek, büyük evlerde de daha fazla pencere olduğu varsayımı ile hareket edilmiş. Yani anlayacağınız, servetin değeri pencere sayısı ile ölçülür olmuş. Fakirlerin vergi ödemeyeceği ya da az ödeyeceği, zenginlerin de çok ödeyeceği bir sistem olarak düşünülmüş.

Ama uygulamada çok ilginç sonuçlar görülmüş. Fazla vergi ödemek istemeyen ev sahipleri pencerelere duvar örerek kapatmaya başlamışlar. Zengin evlerinde sadece ev sahipleri değil, hizmet işlerine bakan fakirlerin de oturduğu unutulmuş. Ve tahmin edilmeyen bir sonuç çıkmış; pencere sayısını azaltmak isteyen zenginler öncelikle hizmetçilerin kaldığı odaların pencerelerini duvarla kapatmışlar. Garibanlar güneşten, temiz havadan mahrum bırakılmış.  Bu işten zarar gören diğer bir kesim de kiracılar olmuş. Ev sahibi olmayan kiracılar bu verginin muhatabı değil, ama ev sahibi daha az vergi ödemek için kiraya verdiği evlerde pencereleri tuğla ile kapatmaya başlamışlar. Kiracıların ışık ve hava ile aralarına duvarlar dikilmiş. Kilerlerdeki ızgara deliklerinin pencere kabul edilip edilmeyecekleri konusunda da tartışmalar çıkmış. 1797’de Başbakan William Pit pencere vergisini üç katına çıkarınca bir gecede binlerce pencerenin kapandığını tarihler yazıyor. Kapatılan pencere üzerine tebeşirle “Karanlıklarımızı aydınlatman için sana yalvarıyoruz ey Pit!” diye yazanlar olmuş.Penceresiz evler dahi yapılmaya başlanmış ve bu durum pencere camı üretimini de olumsuz etkilemiş.

Bu ilginç ve adaletsiz vergi ağırlaşarak 151 yıl devam etmiş ve bazı komşu ülkelere sıçramış. O dönemin mimarisine, edebiyatına, türkülerine yansımış. İngiltere gibi güneşi az gören bir ülkede penceresiz kalanların ışıktan mahrum kalmaları hastalıkları de artırmış. Charles Dickens’ın bu vergiyi eleştirmesi ve fakirlere zarar verdiğini vurgulaması 1850 yılına tekabül ediyor ve nihayet 1851 yılında yürürlükten kaldırılmış.  Yürürlükten kakması ile ilgili bir dergide çıkan çizimde, içerdeki ev halkı pencereden gülümseyen kocaman güneşe bakarak “ Selam! Eski dost; Seni burada gördüğümüze sevindik” diyor.

Klasik iktisadın kurucu babası ve kapitalizmin önderi olan düşünür Adam Smith’in de Milletlerin Zenginliği isimli ünlü eserinde bu vergiyi eleştirdiğini görüyoruz. Smith haklı olarak pencere sayısının ölçüt olarak alınmasının yanlışlığını anlatırken, “Bir taşra kentinde kirası on lira olan bir evin, kimi zaman, Londra’da kirası beş yüz lira olan bir evden daha çok penceresi bulunabilir” diyor.

Bu arada felsefeci Alain de Botton’un “Mimaride zerafetin bir başka göstergesi de penceredir” dediğini hatırlıyorum da İngilizlerin bir zamanlar vergi uğruna bu zerafeti yok edişlerindeki akılsızlığa hayret ediyorum. İşte tam da bu esnada Karacaoğlan’dan bir türkü tutturmanın sırası!

Bizim pencereler yele karşıdır
Muhabbet dediğin karşı karşıdır
Girer isen bu sinemde neler var
Gülüp oynadığım ele karşıdır