Corona günlerinde eve kapanan insanın tavrı incelemeye değer.

Öyle tahmin ediyorum ki, yıllardır oluşmuş davranış kalıplarımız da etkilenmiştir bu süreçten.

Benim günümün önemli kısmını alan okumanın ve yazmanın dışında ev işlerinde yardımcı olmak gibi daha önce pek de olmayan alışkanlıklarım oluştu.

Eskiden çoğu zaman kahvaltı yapmadan evden çıkar, ofiste ayak üstü bir şeyler atıştırırdım.

Şimdi kahvaltıyı zevkle hazırlıyorum.

Kütüphaneden çıkıp salona, balkona, odalara dağılmış olan kitaplarımın doğurduğu düzensizlik bile anlayışla karşılanır oldu.

İnsanın zaman içinde olgunlaşmasına, eve kapanma süreci de katkıda bulunuyor.

Gerçi, evden kaçarak gizli kahvehane, kumarhane oluşturma çiğliklerini tv’lerde görünce, olgunlaşmaktan nasipsiz olanların varlığı da inkar edilemiyor.

Ama yine de ben bu süreci, insanın kendini inşa etmede katkısı olan bir süreç olarak görüyorum.

Yemek yapmayı beceremesem de, yapılan yemekleri görünce biz de pişerek kıvama geliyoruz.

Tv’lerdeki yemek programlarının çok izleniyor olmasının, toplumun pişmesine de katkısı oluyor mu sorusunu hep düşünmüşümdür.

Bu programlarda çok çiğ davranışlar gözlerden kaçmasa da son tahlilde pişmeye odaklandığı muhakkak!

Pişmek, önemli bir kavram.

Ham meyveyi koparmamak lazım dalından.

Sanırım yüce gönüllü Yunus’un “Çiğdik, piştik elhamdülillah” dediği bu olmalı.

İnsanın kendi özünü oluşturması, kendini inşa etmesi düşünürlerin de kafasını yormuştur.

Sokrates’in 2400 yıl öncesinden “Kendini bil” dediğini hatırlayalım.

“Özgürlüğe mahkumuz” diyen, Jean Paul Sartre’ın, boşluğa fırlatılmış özgür insanın kendini oluşturarak varolduğunusöylemesi de bir kemale erme sürecidir diye düşünüyorum.

Çünkü Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi, “eksiklik kendi özümüzde.”

Eylem, bu eksikliği, pişerek tamamlama sürecidir.

Yine Yunus’un dediği gibi “Aşk gelince cümle eksikler biter.”

Cümle eksiklerin bitmesi, çiğlik ve sığlık ile olmaz.

Pişmek ve derinlik ile olur.

Afiyet olsun!