Putun ne anlama geldiğini sanırım anlatmaya gerek yok. İlkel toplumlarda tapınılan nesnelere verilen isim olarak biliyoruz. Bu nesneler de genellikle bir heykelle somutlaştırılır. 

Müslümanlıktan önce Arap toplumunda yaygın bir puta tapma olgusunun mevcut olduğunu da biliyoruz. Halife Ömer eski günleri anarken, hatırladığı iki şeyden birisinin kendisini çok üzdüğünü, diğerinin de güldürdüğünü söyler. Kız çocuğu olduğunda  toplumda iyi karşılanmadığını, bu sebeple diri diri toprağa gömdüklerini, bunu hatırladıkça çok üzüldüğünü; yolculuğa çıkacakları zaman helvadan put yaptıklarını, buna tapındıklarını, acıktıkları zaman da bunu yediklerin, bunun da kendisin güldürdüğünü okuyoruz kitaplardan. 

Kur’an-ı Kerim’de bir çok ayette put kavramına değinilmekte ve Allah’tan başkasına tapınmaktan kaçının denilmekte.

Elime geçen bir kitabı karıştırırken dikkatimi çeken bir cümle ile karşılaştım. Hilmi Yavuz’un bazı yazılarının derlendiği “Türk Müslümanlığı ve İslâm Üzerine” isimli küçük kitapta, Gazalî’nin İbrahim suresindeki “put” kelimesini “para ve dünyalık” olarak yorumladığından bahsediliyor.

Gazalî’nin, İslam tarihinde düşüncenin donmasına, içtihat kapısının kapanmasına neden olduğu şeklinde yaygın bir kanaat olmakla birlikte, bu görüşe katılmayan ciddi bir görüşün varlığına da işaret edelim. Konumuz Gazalî’yi tartışmak değil, onun “put” kelimesine “para ve dünyalık” demiş olması üzerinde durmak istiyoruz.

Gazalî’nin “para ve dünyalık” olarak yorumladığı “put” kavramı, İbrahim Suresi’nin 35 nin 35 ve devam eden ayetlerinde geçiyor. Deniyor ki, Hani İbrahim şöyle demişti: "Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut." (ayet 35).

Özü samimiyet ve mütevazilik olan din, tarihsel süreçte saltanata, ihtişama, gösterişe, paraya ve dünyalığa dönüştürüldü. Emevilerle başlayan saray geleneği “para ve dünyalık”ın en görünen belirgin yüzü oldu. Siyasetin aracı olarak kullanılan din, toplumu aldatmanın bir yolu haline getirildi.

Lüks otellerde verilen iftar yemeklerinin fakir fukaraya ne kadar ve nasıl yansıdığı oldukça tartışmalı bir durum. Bu yemekler çağdaş putlarımız olmasın?

Hak etmediği halde, sadece yandaş olduğu için ihaleyi kazanan ve milletin parasını gereksiz şekilde harcayanlar,bu paraların bugünkü putlar olduğunu farkında mı? Yandaşlara ihale verebilmek için İhale Kanununda yüzden fazla değişiklik yapmak, puta tapınmanın ritüeli olmasın?

Yazılı sınavda yüksek başarı gösterdiği halde, uyduruk mülakatlarda harcanan genç insanın hakkını yiyenlerin putları bu uyduruk mülakatalar değil mi?  Bu konuda yoğun eleştiri geldiği, hak yendiği vurgulandığı halde değiştirmeyi düşünmeyenler, bu mülakata sıkı sıkıya sarılarak kendi yaptıkları puta tapanlar değil mi?

Belediyeden bazı vakıflara hortum bağlayanlar, belediyenin kentsel ihtiyaçları için harcanması gereken parayı bu vakıflara, kurum ve kuruluşlara akıtanlar için ve bu parayı korkusuzca yiyenler için bu hortumlar birer put değil mi?

Sokaklarda milyonlarca işsiz genç varken, sırtını koltuğa dayayıp, gösterişli arabalarla, konvoylar halinde dolaşanlar için o gösterişli araçlar put değil mi?

Çalışmadığı halde belediyeden veya bir kamu kurumundan maaş alanların putu da bankamatikler değil mi?

Kişilere göre farklı hukuk uygulanarak, hukuk da helvadan yapılmış put haline getirilmedi mi? Av. Selçuk Kozağaçlı“hukuk diye helvadan put yapmışsınız, acıkınca yiyorsunuz” derken haksız mı?

Evet! Bugün put dendiğinden bunları hatırlıyorum. Başta da vurgulamıştım, benim anladığım dinin özü, samimiyet ve mütevaziliktir. Gazalî, bin sene önce put için “para ve dünyalık” demişti. Bir de bugünkü “para ve dünyalık”ı görseydi ne derdi acaba? Bugünkü sarayları, bugünkü ihaleleri, bugünkü saltanat ve şatafatı görse ne derdi? Makam, mevki ve koltuk putları için neler söylerdi acaba? 

Eminin ki, Gazalî bugün yaşayıp da bu çağdaş putları ve puta tapıcıları görüp eleştirseydi, “oyun büyük” denilerek, “dış güçler”in adamı olarak suçlanmaktan kurtulamazdı! Çünkü “put”ların “beka meselesi” için bu suçlamanın yapılması lazım!