Masalı biliyorsunuz. Köyün birinde bir çoban varmış. Koyunlarını otlatırken canı sıkılmış.

Canı köylülerle eğlenmek istemiş. “Yetişin koyunlara kurt saldırdı” diye bağırmış.

Köylüler, ellerinde kazma, kürek ve sopalarla çobanın yardımına koşmuşlar.

Bakmışlar ki, koyun sürüsü otluyor, çevrede kurt falan yok!

Çobana sormuşlar; “kurt nerede?”

Çoban, “canım sıkıldı, biraz eğeleneyim dedim” demiş.

Köylüler söylenerek evlerine, işlerinin başına dönmüşler.

Birkaç gün sonra çoban aynı oyunu köylülere yine oynamış.

Köylüler yine söylenmişler!

Üçüncüde gerçekten koyun sürüsüne kurt saldırmış.

Çoban, feryat figan içinde “yetişin, sürüye kurt saldırdı” diye bir yerlerini yırtmış!

Ama köylülerde tık yok!

Çobanın yalanına alışmış olan köylüler “sürünün beka meselesi” olduğunu anlayamamış!

Hiç kimse çobanın yardımına gelmemiş.

Kurtlar sürüyü talan etmiş.

Bizim siyasetçilerin beka meselesi bana bu masalı hatırlatıyor.

“Beka meselesi” gibi ciddi bir konuyu, belediye seçimine, muhtar seçimine indirgeyince kimsenin inanası gelmiyor!

Nitekim, yapılan araştırmalar, beka meselesinin varlığına inananların yüzde beş bile olmadığını gösteriyor.

Ülkenin bazı siyasetçileri basbas bağırarak, ülkenin beka meselesi var demeye devam ediyor!

Ama halk da biliyor ki bu ülkede iddia edildiği anlamda bir beka meselesi yok!

Buna rağmen, ikide bir “beka meselesi” var diye köylüleri (pardon halkımızı!) yardıma çağırıyorlar!

Ama kimse çobana ve yamağına inanmıyor!

Yalan birkaç defa tekrarlanınca güven yalama oluyor!

Allah göstermesin, bir gün bu ülkenin gerçekten beka meselesi olursa, hiç kimse yardıma koçmayacak!

İşte beka meselesinin düşündürücü yönü bu olmalı!