14830,95%0,42
43,06% 0,07
50,30% -0,03
6178,72% -0,60
10159,23% 0,00
ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde izlediği agresif dış politika, küresel gündemde tartışılmaya devam ediyor. Trump yönetimi, Venezuela’ya yönelik sert söylemlerini fiiliyata dökerek, ülkenin devlet başkanı ve eşini başkent Caracas’taki sıkı koruma altındaki konutlarından gece düzenlenen bir operasyonla gözaltına aldı.
Operasyonu kamuoyuna anlatan Trump, 1823 tarihli Monroe Doktrini’ne atıfta bulunarak, ABD’nin Batı Yarımküre’deki üstünlüğünü vurgulayan bu yaklaşımı yeniden yorumladı ve “Donroe Doktrini” adını verdi.
BBC World ise yayımladığı analizde, Washington’un yalnızca Venezuela ile sınırlı kalmayan bu tutumunun, ABD’nin etki alanında yer alan diğer ülkelere de açık mesajlar içerdiğine dikkat çekti.

GRÖNLAND: 'NATO'NUN SONU OLUR' AÇIKLAMASI
ABD’nin Grönland üzerindeki askeri varlığı Pituffik Uzay Üssü ile sınırlı olsa da, Başkan Donald Trump’ın tüm adayı istemesi uluslararası kamuoyunda tepkiyle karşılandı.
Trump, gazetecilere yaptığı açıklamada Grönland’ın ABD için “ulusal güvenlik meselesi” olduğunu savunarak, bölgede Rusya ve Çin’e ait gemilerin yoğun varlığına dikkat çekti.
Danimarka Krallığı’na bağlı olan ve Kuzey Atlantik’te stratejik bir konumda bulunan Grönland, hem Arktik bölgesine açılan kapı olması hem de akıllı telefonlardan elektrikli araçlara, savunma sanayisinden ileri teknolojiye kadar pek çok alanda kullanılan nadir toprak elementleri açısından büyük önem taşıyor. Küresel ölçekte bu kaynaklarda Çin’in üstünlüğü, Washington’un bölgeye ilgisini daha da artırıyor. Ayrıca kutup buzullarının erimesiyle yeni deniz ticaret rotalarının açılması, adanın jeopolitik değerini her geçen gün yükseltiyor.
Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen ise Trump’ın açıklamalarına sert tepki göstererek, ABD’nin adayı kontrol etmesi fikrini "bir fantezi" olarak nitelendirdi.
Nielsen, "Artık baskı yok. İma yok. İlhak hayalleri yok. Diyaloğa açığız, görüşmelere açığız. Ancak bu, doğru kanallar üzerinden ve uluslararası hukuka saygı çerçevesinde olmalı" dedi.
Al Jazeera'dan edinilen bilgilere göre Nielsen, ABD'nin Grönland'a saldırmasını 'NATO'nun sonu' olarak yorumladı.

KOLOMBİYA: 'KENDİNE DİKKAT ET' TEHDİDİ
Venezuela’ya yönelik operasyonun hemen ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın bu kez hedefinde Kolombiya vardı. Trump, Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’ya yönelik olarak “kendine dikkat et” ifadelerini kullanarak açık bir uyarıda bulundu.
Venezuela’nın batısında yer alan Kolombiya, sahip olduğu geniş petrol rezervlerinin yanı sıra altın, gümüş, zümrüt, platin ve kömür gibi doğal kaynaklarla da dikkat çekiyor. İngiliz basınına göre ülke, özellikle kokain başta olmak üzere uyuşturucu ticaretinin bölgedeki kilit merkezlerinden biri olarak görülüyor.
ABD’nin eylül ayından bu yana Karayipler ve doğu Pasifik’te, uyuşturucu taşıdığı iddiasıyla — herhangi bir somut kanıt sunmadan — bazı teknelere yönelik saldırılar gerçekleştirmesi, Washington ile Kolombiya arasındaki gerilimi artırdı. Bu süreçte Trump yönetimi ile sol görüşlü lider Gustavo Petro arasında tansiyon giderek yükseldi.
Washington, ekim ayında Petro yönetimine yaptırım uygulayarak, Kolombiya’da uyuşturucu kartellerinin güçlenmesine göz yumulduğunu ileri sürdü.
Trump, pazar günü Air Force One’da gazetecilere yaptığı açıklamada Kolombiya’yı sert sözlerle hedef alarak, ülkenin “kokain üretip ABD’ye satmayı alışkanlık haline getirmiş, hasta bir lider tarafından yönetildiğini” iddia etti.
Trump, bu durumun uzun süre devam edemeyeceğini savunurken, ABD’nin Kolombiya’ya yönelik bir askeri operasyon düzenleyip düzenlemeyeceği sorusuna ise “Kulağa hiç de fena gelmiyor” yanıtını verdi.
Oysa Kolombiya, geçmişte ABD’nin uyuşturucuyla mücadele politikalarında en yakın ortaklarından biri olmuş, kartellerle savaş kapsamında Washington’dan her yıl yüz milyonlarca dolarlık askeri destek almıştı.

İRAN: ÇOK SERT MÜDAHALE TEHDİDİ
İran’da devam eden geniş çaplı hükümet karşıtı gösteriler sürerken, ABD Başkanı Donald Trump’tan Tahran yönetimine yönelik sert mesajlar geldi.
Gece saatlerinde açıklama yapan Trump, protestolarda can kayıplarının artması durumunda İran yönetiminin "çok sert şekilde vurulacağını" söyledi.
Trump, ABD’nin süreci yakından takip ettiğini belirterek, “Eğer geçmişte olduğu gibi insanları öldürmeye başlarlarsa, bunun bedelini çok sert şekilde ödeyecekler” ifadelerini kullandı.
İran, teknik olarak Trump’ın sıkça atıfta bulunduğu ve Batı Yarımküre merkezli olan “Donroe Doktrini”nin dışında kalsa da, Trump yönetimi geçtiğimiz yıl İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırıların ardından Tahran’ı yeni adımlar atmakla tehdit etmişti.
Söz konusu saldırılar, İsrail’in İran’ın nükleer silah kapasitesini zayıflatmayı hedefleyen ve 12 gün süren kapsamlı askeri operasyonunun ardından gerçekleşmişti. Bu süreç, İsrail ile İran arasında ciddi bir gerilime yol açmıştı.
Öte yandan geçtiğimiz hafta Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Mar-a-Lago’daki görüşmesinde İran konusunun ana başlıklardan biri olduğu ifade edildi. ABD basını, Netanyahu’nun 2026 yılında İran’a yönelik yeni bir askeri müdahale ihtimalini de gündeme getirdiğini aktardı.

MEKSİKA
Donald Trump’ın ilk kez 2016’da iktidara gelişi, Meksika sınırına duvar örülmesi çağrılarıyla sembolleşmişti. 2025’te yeniden göreve başladığı ilk günde ise bu kez Meksika Körfezi’nin adını “Amerika Körfezi” olarak değiştiren bir başkanlık kararnamesine imza attı.
Trump, Meksika yönetimini uzun süredir ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve düzensiz göçü engellemekte yetersiz kalmakla suçluyor. Son açıklamasında, uyuşturucuların Meksika üzerinden “sel gibi” ABD’ye girdiğini savunan Trump, “Artık bir şeyler yapmak zorundayız” diyerek kartellerin olağanüstü güç kazandığını dile getirdi.
Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum ise Washington’dan gelen bu çıkışlara net bir yanıt verdi. Sheinbaum, ABD’nin Meksika sınırları içinde herhangi bir askeri müdahalede bulunmasına kesinlikle izin verilmeyeceğini açıkça ifade etti.
KÜBA: ÇÖKÜŞÜN EŞİĞİNDE
ABD’nin Florida eyaletine yaklaşık 145 kilometre mesafede bulunan Küba, 1960’lı yılların başından bu yana Washington’un uyguladığı yaptırımlarla karşı karşıya bulunuyor ve son yıllarda Nicolás Maduro yönetimindeki Venezuela ile yakın ilişkiler kurmuştu.
Trump, Küba’ya yönelik askeri bir müdahaleye ihtiyaç olmadığını savunarak, ülkenin zaten ciddi bir ekonomik ve siyasi çıkmaz içinde olduğunu ileri sürdü.
“Herhangi bir adım atmamıza gerek yok” diyen Trump, Küba’nın giderek zayıfladığını ve ayakta kalmakta zorlandığını ifade etti. “Ne kadar dayanabileceklerini bilmiyorum, çünkü artık neredeyse hiç gelirleri kalmadı” sözleriyle bu görüşünü pekiştirdi.
Öte yandan geçtiğimiz günlerde ABD’li Senatör Lindsey Graham, Trump’ın yanında yaptığı açıklamada Küba yönetimini sert sözlerle hedef alarak, "Küba’yı bekleyin. Rahipleri ve rahibeleri öldürdüler. Günleri sayılı" dedi. Trump’ın ise bu çıkış karşısında herhangi bir tepki vermemesi dikkat çekti.