Abbas Bilgili

Tarih: 06.10.2023 14:38

Erasmus ve Nurettin Topçu

Facebook Twitter Linked-in

Avrupa rönesansının önemli isimi Roterdamlı Ersamus 1466 – 1536 yılları arasında yaşadı. Önemli bir düşünür, felsefeci ve din adamıydı. Yaşadığı dönemde düşüncelerin özgürce dile getirilmesi hayli riskli olduğundan, dolaylı yollar tercih ediliyordu. Düşünce yüzünden kafanın kesilmesi ya da bir odun yığını üzerinde cayır cayır yanmak gibi örnekler biliniyordu. Erasmus da düşüncelerini, maskeleyerek anlatma yolunu tercih etmişti. Bilinen ünlü eseri Deliliğe Övgü’de, düşüncelerini delinin düşünceleriymiş gibi aktarmayı tercih etmişti.

Dengeli ve orta yolcu bir düşünür olan Erasmus, mümkün olduğunca ılımlı gitmesine karşın, Kilise ile de, reform hareketinin önderi Luther’le de arası iyi olmadı. Deliliğe Övgü’de çok şeyi eleştirdi. Bu eleştiriden din adamları da payını yeteri kadar aldı.

Eleştirdiği din adamlarının kutsal metinleri sanki balmumundan yapılmış tabletlermiş gibi keyiflerince bozup şekil verdiklerinden yakındığını görüyoruz.

Sanki cehennemi  gidip görmüşler gibi, orayı en ince ayrıntısına kadar anlattıklarını yazıyor.

Sofu ve keşiş diye bilinenlerin aslında dinden fersah fersah uzakta olduklarını da söylemeyi ihmal etmiyor.

Ne kadar skolastik zırva varsa cahil halka boca edip, caka sattıklarını da okuyoruz.

Şu söyledikleri ne kadar da ilginç:

“Samimi bir konuşma yapıyormuş izlenimi vermeye çalıştıklarında da, asla gerçek anlamda şirinlik yapamazlar. Kısacası bütün bu sergiledikleri gösterileri pazar meydanlarındaki seyyar satıcılardan öğrenmiş olduklarına yemin edebilirsin, gerçi bu satıcılar bile onlardan kat kat üstündür.” (sh. 199)

Buraya Erasmus’tan din adamlarıyla ilgili sadece birkaç cümleyi aldık. Aldığımız cümleler beşyüz sene önce söylenmiş ama çok tanıdık gelmiyor mu?

Erasmus’un eleştirdiği din adamlarını, “pazar meydanındaki seyyar satıcılara” benzetmesi bana Nurettin Topçu’nun bir yazısındaki görüşlerini hatırlattı.

Topçu’nun ne dediğine bakalım:

“… yüksek sesle, ciğerleri yırtarcasına bangır bangır bağırarak, tumturaklı ve seci’li (kafiyeli) parlak cümleler halinde yapılan duaların, cemaatı dolandıran bir esnaf zümresinin berbat sanatı olduğunu anlamak güç olmayacaktır. İstediği kadar saf insanların gözünden yaşlar getirsin, bu sihirbaz hüneri hem de Allah’a karşı bir terbiyesizlik, hatta hayasızlıktır.” (Nurettin Topçu, Var Olmak, sh. 91).

Nurettin Topçu, Türkiye’de değeri bilinmemiş bir düşünür ve felsefeci. Muhafazakâr kesimin önemli isimi diyeceğim ama demeye dilim varmıyor. Çünkü şu yazdıklarının muhatabı bu ülkenin sözde dindarları. Onun felsefesinin temelini düşünmek ve hareket (aksiyon) oluşturuyor. Fransa’da başarı ile verdiği doktorasının ismi “İsyan Ahlâkı” olup, bu isim dahi düşünce ve aksiyon içeriyor.

Erasmus’un beşyüz sene önce söylediği “pazar yerinin seyyar satıcısı” ibaresi ile Nurettin Topçu’nun elli sene önce söylediği “cemaatı dolandıran esnaf zümresi” ibaresi nasıl da örtüşüyor değil mi? Topçu, bu eleştiriyi samimiyetsiz dindarlar için sarf etmişti. Rahmetli yaşasaydı, bugünkü “hayırlı cumalar” müslümanlarını görseydi kim bilir neler söylerdi. Ağzından hayırlı cumalar lafını düşürmeyen, ancak somut haksızlık ve adaletsizlikler karşısında hiçbir hareket (aksiyon) göstermeyen dinbazları görseydi… Yaşanmış haksızlık ve adaletsizlik karşısında hiçbir eleştirisi olmayan “din ve siyaset esnafı”nı görseydi, muhtemelen kahrından ölürdü.

Hep söylüyorum; İslam dünyası Hıristiyan Avrupa’nın orta çağını yaşıyor.  Ortaçağlaşma bir zihniyettir ve bu zihniyetten kurtulmadığımız sürece karanlıkta kalmaya mahkumuz.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —