Sen kendi içini iyileştirmeden, kapının önünü süpürmeden, genel tablonun güzel olmasını bekleyemezsin. Toplum dediğimiz yapı, tek tek bireylerin aynadaki yansımasıdır. Eğer ahlak, dürüstlük, insanlık, hak ve helal ölçüsüyle bakıyorsak; önce şu soruyu sormalıyız: “Ben nasıl daha iyi bir insan olmalıyım?”
Bir ressam düşünün… İlk fırça darbesini atar. Önce bir nokta koyar tuvale. O tek nokta, başka noktalarla birleşir ve zamanla bir tabloya dönüşür. İşte toplum da böyledir. Her birimizin attığı küçük adımlar, söylediği doğru sözler, yaptığı iyi davranışlar birleşerek büyük resmi oluşturur.
Bugün güven duvarlarımız neden yıkılıyor?
Neden güvensiz insanlar hâline geliyoruz?
Çünkü kötülüğü normalleştiriyoruz. İyiliği ise lüks gibi görüyoruz. Oysa iyilik bir tercih değil, insan olmanın gereğidir. Kendimizi eleştirmeden başkalarını kınamak kolaydır. Aynaya bakmadan hüküm vermek kolaydır. Zor olan; önce kendi eksiklerimizi görmek, kendi nefsimizi terbiye etmektir.
Herkes kendi önünü süpürse…
Herkes manevi değerlerine sahip çıksa…
Herkes ahlakını güzelleştirmeye çalışsa…
İnsani davranışlar azalmaz, aksine çoğalır. Güven yeniden inşa edilir. Başarı yalnızca maddi ölçülerle değil, karakterle de kazanılır.
Bu gerçeği Kur’an-ı Kerim’de şu ayet ne güzel ifade eder:
“Şüphesiz Allah, bir kavim kendilerinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.”
— Kur'an-ı Kerim, Ra’d Suresi 11. Ayet
Değişim dışarıda değil, içeride başlar.
Toplumu düzeltmenin yolu, önce kendini düzeltmekten geçer.
Yolcu…
Dur.
Aynaya bak.
Ve ilk fırça darbesini kendinden başlat.
